7 Nisan 2011 Perşembe

"herkes bir savaşçıdır kendi savaşında, birisi için gardını indirmek ister"

bu bloga yazamadığım onca zamanda (14 Mart’tan itibaren) az gittim uz gittim dere tepe düz gittim demeyi inanın çok isterdim sayın okur ama ben sadece blog yasaklarından kurtulayaım diye com'Lu bir domain almaya çalışırken; bu google'un bazı ıp'lerinin (bizim memlekette) her türlü yasaklanması falan filanla boğuştum. Aslında ben sadece manevi kısmıyla boğuştum maddi boğuşmayı fuhrerschein'a outsource ettim (ortaya almanca ingilizce karışık)

gurbet ellerle mailleşme de sonuç vermeyince, blogspot yollarına bin zahmetle döndüm. Eğitilmenin yaşı yok döneminde olduğum için fırsat bulup iki kuplenin devamını getiremedim ama fakat ve lakin şunu anladım, insanoğlu paslanıyor be sayın okur. Yani belki de yaşadığım sıkıntı ve bıkkınlıktan ötürü bir elinin gitmemesi hali oldu bende.

Pasımızı atmak için, yokluğumda olup bitenler üzerine fikir teatrisinde bulunmaya başlıyorum.
  • Ne yazık ki doğru düzgün kitap okuyamadım. Kişisel gelişim kitabını okumak sürükleyici bir hal almadığından; kitap mı uyku mu sorusuna hep uyku cevabını verdim. Bu nedenle geçen hafta kitap raflarında İNci Aral'ın yeni kitabını görünce pek bahtiyar oldum. Bir müsait vakitte kendisinin yine mutsuz bir aşk romanı sayesinde aradaki açığı kapatacağımı ummaktayım.
  •  Blogumun gelmediği dönemde bahar da gelemedi ne yazık ki. Bu yüzden geldi bahar ayları gevşedi gönül yayları diyemedim. Ancak birkaç gün havanın geç kararmasın sevinebildim o kadar.
  • Geçen zamanda yine ve yeniden Leyla ile Mecnun'u binbir keyifle izledim. Pazar gecelerini Behzat Ç sayesini renkli hale getirdim.
  •  Sportif olmak için iyi niyetli bir mücadele gösterdim. Birkaç mekan araştırmasında hüsrana uğradığımdan evde master chef izlemeyi tercih ettim.
  •  Masterchef Batuhan’ın format gereği asabiyetine herkesin aksine gıcık olmadım ama Murat Bozok’u daha çok sevdim. Anadolu’u gezerek sevmediğim yemeklere bile sempati duymamı sağlayan Vedat Milor’un da final jürisine dahil olması gerektiğini düşündüm.
  • Cüneyt Özdemir’in evlendikten sonraki değişimini anlattığı ayşe arman röportajını okuyunca niyeyse sevindim. Ben cüneyt özdemir’İn o sivri dilinin bir kısmının mutsuzluktan kaynaklandığını düşündüğüm için bu sayede antipatikliğinden kurtulacağını düşündüm.
  • Ahmet Hakan’ın sazanları yakalamak için attığı twitlere saldıranları görünce, kızmak yerine ac’ye daha sempati duyar oldum. 
  • Santral’deki Tamirane’ye bir Cumartesi günü gidip, ultra kötü servis anlayışından ötürü onları da çizmek zorunda kaldım.
  • Birde cilt bakımında devrim yaptım ki, onu da bir başka yazıda detaylıca anlatmam gerekecek sanırım.
ps. başlık şarkısı Buzdan Şato ile Model

7 yorum:

soluk dedi ki...

uzun zaman sonra merhaba:)
sansür nedeniyle ben de giremedim bloguma, hatta girmek bile istemedim. site açıldı ama hala bazı sorunlar var, hevesim kaçtı, yazamıyorum bir türlü.
hala gelemedi bahar haklısın. yaza yaza yazı da getiremedik anlaşılan. santral'deki tamirane mekan olarak çok güzel bence, 2-3 kez gittim, servis konusunda bir sorun yaşamadım ben.yaz gelse, tamirane'de jazz'la dopdolu bir pazar sabahı geçirsem... ah ne güzeldi :)

malumafatrus dedi ki...

mekanın güzelliği konusunda kesinlikle hemfikirim. özellikle güzel havalar için şahane bir keyif mekanı. Gel gör ki biz geçtiğimiz hafta 6 kişi kahvaltıya gittik ve masamıza sadece 4 dilim ekmek geldi. 2 kez ekmek istedik gelmedi, 3. kez işletmenin yöneticisine bunu ilettiğimiz de "aman da ne kaprisli müşterisiniz" muamelesi gördük, bundan da hemen küstük:)

bu yüzden sen hizmetin bir yamuğunu görmedim diyorsan benim yerime de mekanın keyfini çıkart derim:)

varol döken dedi ki...

insan kahvaltı ederken neden caz dinlemek ister?

malumafatrus dedi ki...

kahvaltı için en uygun müzik tercihin nedir peki varol döken?

Veya caz'ı hangi yemeğe tercih edersin diyerek, huysuz blog sahibesi ruhuma bürüneyim hemen:)

varol döken dedi ki...

çayın bardağa dolarken çıkardığı, ekmek kızartma makinesinin tıktığı, yumurtayı kırmak için kaşığın vuruşları yeter bana...

iyi bir kahvaltı müzik gibidir:)

Fery... dedi ki...

iyi bir kahvaltı sadece müzik değil her şeydir bence :)

varol döken dedi ki...

yani şurada retweet tadında bir laf ettim fery, ne yani twitter'ım yok diye tüm bunlar:(:)