3 Şubat 2011 Perşembe

"uykuya yenik düşen çocuk gibi "



Bir ölümde bizi etkileyen tam olarak ne gerçekten emin değilim. Sevdiğimiz bir insanı kaybetmek mi, onsuz kalıcak olmanın getirdiği korku mu, ölümün bu kadar yakın olmasının üzerimize düşürdüğü gölge mi , “sıralı ölüm” mantığının hepimizin zihinine işlemiş olması mı, bu ölüme kendimizi hazırlamamış olmak mı, arkada kalanların yaşayacaklarını düşünmek mi?

Herkes için farklı sebepler geçerlidir eminim. Benim içinse Defne joy’un vefatında ki en can alıcı kısım arkada kalan biricik oğluydu. Daha 2 gün önce izlediğim biutiful’un etkisinden zaten halen çıkamamıştım; matteo’nun “babasız büyümek ne kötü bir şeydir” diyişi, uxbal’in kızına yüzüme iyi bak, beni sakın unutma diyişini durup durup hatırlıyorum; kendinize tahminen bir ömür biçmişken bunun sadece günler aylarla sınırlı olması gerçeğiyle nasıl başedeceğinizi düşünüp duruyorum ve sonra sabahın köründe daha iki gün önce “ne hırslı bir şeymiş, ne çok konuşuyor ya” diye dırdır yaparak eleştirdiğim bir tv figürünün öldüğünü duyuyorum.

Öyle atıp tutmak kolay değilmiş, laflarının bir gün sonrasını da düşünmen lazımmış malumafatruş hanım diye kendime kızıyorum. Sonra tüm bunları unutuyor, öz annesinin yüzünü hatırlamayacak bir bebeğin kaderini sorguluyor ve çaresizlik içinde giden mi kalan mıydı terkeden onu bulmaya çalışıyorum.

Ve tüm bencilliğimle, bir hayatın sona erişinden bir bebeğin hayatının daha başından bu şekilde sarsılışından kendime dersler çıkartıyorum;

Ne kadar plan yaparsan yap, yarın diye bir şey yok. Bu hayatta kaç tane yarın olduğuna dair kimsenin bir bilgisi de yok.

Ölümden sonrasını şimdilik bilmediğimiz için, hayat biterken pişmanlıklar ne oluyor bilemiyorum. Bu yüzden yine de işimizi sağlama alıp, anı yaşamak, kendimizi tüketmemek en güzeli. Özellikle de uzun süreli kırgınlıkların hiç gerekli olmadığını idrak ediyorsunuz.

Her giden arkasında bir yığın sorunun cevabını da yanında götürüyor. İnsani merakla kendimizce cevaplar aramakla, ölen birilerini yargılamak arasındaki ince çizgiyi aşmanın hem gidene hem de kalanlara çok büyük saygısızlık olduğunu unutmamak.

Mesela ünlüyseniz bence mutlaka uyuşturucu kullanın.(Kullanın ki yalanlar doğru olsun) Çünkü ne yaparsanız yapın, arkanızdan bu ihtimal düşünülecek. Sanatçı olmanın, show dünyasında olmanın birinci ve gizli kuralı sanırım uyuşturucu. Bu nedenle şöhreti kazanırken ecelinizle ölme hakkını da kaybediyorsunuz.

Yine ünlüyseniz twitter’e, bloga ne yazdığınıza dikkat edeceksiniz. Çünkü arkanızda acitasyon seven, bak içine de doğmuş sanki demek için her türlü kanıtı arayan, ölümünüzün üzerinde basılmadık toprak bırakmayacak bir medya hazırolda bekliyor.
ps. başlık şarkısı Redd- Dekadans

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Kaleminize sağlık.Kaynak göstererek facebookta paylaşabilirmiyim?

malumafatrus dedi ki...

bir facebook accountum olmadığı için kaynak göstermeden de kullansanız haberim olmaz:) keyfinize göre hareket edin bu sebeple.