27 Şubat 2011 Pazar

"umutları kuruttuk savaşta vurulduk"



Türk sinema sektörü, oscarlık filmleri Şubat dönemine sıkıştıralım ki vizyonu bol olsun mantığında olduğundan black swan’ı hatrı sayılır bir gecikmeyle Cuma akşamı izleyebildim ve şahsen herkes günler aylar öncesinde evinde bu filmi izlerken, sinemada izlemek için bu kadar zaman beklediğime de şükrettim.

Filme dair hiçbir şey bilmediğim için de hem çok şaşırdım hem de çok gerildim. Henüz izlememişler için bu notu düşmeden edemeyeceğim; black swan bir psikolojik gerilim filmi; baleydi kuğuydu, kuğu gibi  Natalie Portman’dı diye romantik hissiyatlar besleyerek gidersiniz hayli şaşırırsınız benden söylemesi.
Filme dair fikriyatlarımı ise herkes izledikten sonra derin derin konuşabilelim diye saklıyor, spoilerden kaçıyorum. Şahsen en iyi film oscarına adayım halen İnception olsa da; gerçek dünyada Black Swan ve The King’s Speech’in çok daha güçlü adaylar olduğunu göz ardı edilemez. Bu noktada gönlümün Black Swan’e daha yakın olduğunu da itiraf etmeliyim.

The King’s speech güzel bir film olmakla birlikte Biutiful ( en iyi erkek oyuncu konusunda) veya Black Swan’le kıyaslanmamalı gibi geliyor bana. Bu yüzden kendisine en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarını (Geoffrey Rush) verelim ama en iyi erkek oyuncuyu Javier Bardem alsın diye son teklifimi sunuyorum. Colin Firth de en iyi erkek oscarını alırsa, hak etmişti aslında kereta diyerek çirkefleşmeyeceğimin de garantisini şimdiden veriyorum.

En iyi kadın oyuncu adaylığında ise bir saniye bile düşünmeden Natalie Portman’a oscarı veriyorum ki, oyunculuğunun etkileyiciliği bir yana o rol için harcadığı emeğin de kesinlikle ayrı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiği fikriyatlarındayım.

Bu yazıyı şimdi değil de töreni izlerken yazmayı istesem de çalışma ve bünye şekil şartları nedeniyle tören vakti uykularda olacağım için varsayımlar üzerinden beyin fırtınası yapıyor ve bu pek muhterem akademi Oscar ödül törenini neden Cumartesi akşamı yapıp bizim gibi uzak diyarlar insanlarının izlemesine de vesile olmaz anlayamıyorum.

Tabi bütün gece Oscar törenlerini izleyip, sabah nasıl işe gidebiliyor insanlar bunu da bir türlü idrak edemiyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • City’sin ilk ölü ruh hallerinden bugüne gelişini gördükten sonra, gün gelir Astoria da adam olur mu gerçekten merak ediyorum.
  • Yine aynı gerekçelerle City’sin sinema katındaki o sakinliğin, İzzet Çapa’nın yeni mekanı Limonata ile yok olup gidişini de hayranlıklar içinde izliyorum.
  • Para verilerek yenilecek bir yemek için sıra beklemeye prensip olarak sıcak bakmadığım için Limonata için yerinde inceleme fırsatı bulamasam da, şundan gayet eminim; İzzet Çapa çöplük açsa, ona akın edecek büyük bir çoğunluk var.
  • Cinebonus sinemalarının reklamlarından baymış olanlar için City’s sineması (en azından şimdilik) biçilmiş kaftan. Filmin başlama saati konusunda o kadar dakikler ki, seyircilerin yarısı film başladıktan sonra salondaki yerini alıyor.
Spoiler içeren ps. Bir de arkadaşım Winona Ryder nasıl değişmiş öyle yahu?

ps.2. Başlık şarkısı Ogün Sanlısoy- Büyüdük Aniden 

1 yorum:

malumafatrus dedi ki...

Edit ruhlu yorum;

natalie portman da oscarı almasa, yanmışım bitmişim ben...Yazıda ne yazdıysam tersi oldu maşallah. Öyle ki, uyandığım saatte en iyi erkek, en iyi kadın ve en iyi film ödüllerine de tanık olarak olayın ana fikrine sahip olduğumdan gecenin bir köründe uyanmanın gerekmediğini anladım.

ama hem biutiful'a hem de javier abime yazık oldu, bunu da vurgulamadan geçemeyeceğim.