7 Şubat 2011 Pazartesi

"sevdiğimsin, sen bilirsin"


                                                                                     

  • Bazı hatun hallerine hemencecik kendimi kaptırsam da çok şükür bugüne kadar 14 Şubat’a heves eden bir bünyem olmadı. 14 Şubat’ı kutlamam, 14 Şubat’ta ne yapıyorsunuz sorusunu da manasızlığın soru hali olarak görürüm. Bu nedenle 1 ay önce 14 Şubat da kandile denk geliyor haberini görünce neremle gülsem pek bilemedim. Son günlerde de 14 Şubat kandile denk geliyor diye, konserler 12 Şubat’ta olacakmış haberlerini ise artık kaile almıyorum. 14 Şubat Pazartesi olduğundan konserleri hafta sonuna denk getiriyoruz demeyip, kandili mazeret göndermeyi de külahıma anlatmaları talep ediyorum.
  • 14 Şubat’ın hayatın her noktasında bir pazarlama noktası olmasını ise arz talep dengesine bağlıyorum. Yani birileri ısrarla 14 Şubat dediği için, bizim mahallenin marketi bile sevgililer günü promosyonu yapmayı abesle iştigal görmüyor. Tabi şu da var bir marketten ziyade bir bankanın sevgililer gününe özel kredi vermesi daha ironik benim gözümde. Asıl gerçekten amacına uygun şekilde bu krediyi alan varsa asıl o ironinin heykelini yapmalarını talep ediyorum.
  • Hatun hallerinden konu açılmışken, kendi çapımda devrimimi kısmen tamamladığımı ve saçımın renk değişiminde istenen renge ulaştığını ve bunu yepyeni bir kuaförle yaptığımı; üstüne üstlük saçımı da kestirdiğimi belirtmeliyim. Saçımın rengi kendime daha yakın geldiğinden şimdilik halimden memnunum ama bu boya denen meftum sık yıkanma sonrasında başka boyutlara girdiğinden birkaç hafta sonra ne olur halimiz hep beraber göreceğiz.
  • Kendime dair takıntılarımın bir yenisini fark ettim, ben sadece sahip olmak için ajanda ve not defteri alıyorum sayın okur. Ajandalara dair fikriyatımı daha önce belirtmiştim, şimdi bu hastalık not defterlerine de kaydığı için mevzu bahis etmek istiyorum. 10 adet defterin bir tanesini sürekli yanımda taşımak gibi bir başarıyı 2011’de gösterebilmiş değilim. Hepsini de bir şekilde kullanmak isterken, darmadağın bir insan olup çıkıyorum. Gerçi bu aralar not alacak zihni sinir fikriyatlara da ne yazık ki sahip değilim.
  • Hayatım farkı dönemlerinde, farklı insanlar tarafından Nilüfer’e benzetilen biri ( karizmatik burunlarımız vesile olsa gerek) olarak Nilüfer’i beğenmek kendimi beğenmek sayılabilir ama ben kendisini duruşunu gerçekten çok beğendiğimi vurgulamakta sakınca görmüyorum. Bu nedenle kendisinin koyu saçlı halini de pek asi pek karizmatik buldum. Hatta benim saçlar o halde olmadığından da hafiften öykündüm. Ama fakat ve lakin, aramıza nifak tohumu sokmak isteyen biri kendisine leopar desenli ayakkabı giydirmiş ki, rock nerede o leopar desen nerede, o pabuçları giydiren kim anlayamadım.
  • Bunca zaman evli sandığım Banu Güven’in bekar olduğunu da evlendiği gün öğrenmem pek iyi oldu. Yine nereden hasıl olduğunu bilmediğim bir hissiyatla, kendisini biz müzisyenle evli sanıyordum ben ama ne oldu, gitti kendisi bir mimarla evlendi. Belki kendisi hem mimar hem müzisyendir bilemeyiz ama nasıl oluyor da böyle tuhaf iç hissiyatları oluşuyor benim bünyemde bilemiyor; Mirgün Cabas ve Banu Güven’in özel hayatlarına dair magazin beceriksizliğimi de 24 Saat ( ikilinin birilikte sundukları haber programı) laneti olarak değerlendiriyorum.   
  • Ve bir başka yeni evlenen sonra da twitter’da yazdığı hissiyatlı 
    Beni ve eşimi (bir çoğunuz) birebir tanımadığınız halde içten mesajlarınızla bu mutluluğumuzu paylaştığınız için çok teşekkür ederiz...
    cümlesi ile yine kendisine dair  fikriyatımın yön değiştirdiği Cüneyt Özdemir ile annesi kadar güzel Zeynep İnanoğlu’na da mutluluklar diliyorum. 
ps. Başlık şarkısı Malt- Nilüfer düetinden Ara Sıra Bazı Bazı

Hiç yorum yok: