11 Şubat 2011 Cuma

"sen niye kendin değildin?"


Sorumluluk duygusu insana sonradan aşılanan bir şey mi yoksa doğuştan bünyeye kazınan bir hal mi emin değilim. Ben ve abim de sorumluluk duygusu yüksek insanlarız ama bunun için anne veya babamın ek bir şey yaptığını hiç düşünmüyorum nedense, yaptıysalar da gözümüze sokmamışlar bu nedenle de tebrik ediyorum keretaları. Ama mesela benim babam tembel bir insan olsa da yapacağı bir işi varsa mutlaka onu bitiren biridir ki, aynı zamanda bütün iş hayatı boyunca çalar saatsiz sabahın köründe de kalkan bir insandır. Bu noktada sorumluluk denilen hadise genetik bir miras mıdır dersiniz, neden olmasın derim sayın okur. Sonrasında da daha bilimsel bir üslupla; aslında birçok faktörden etkileniyor; çevre unsuru, aile davranışları, genetik ve yetiştiriliş biçimi bla bla diyip, konuyu sonsuzluğa bağlarım.

İşte ben de bu yüzden içime bu sorumluluk halini yerleştiren, kendimi enayi gibi hissetmeme vesile olan tüm unsurlara bu nedenle tessesüflerimi sunuyorum.

Daha öncede söyledim, bir yönetici olsam, nefret edilecek bir insan hale gelebilirim. Çünkü ben ancak sınırlar içinde esneklikçi bir tavır takınabilirim. Bazı kuralların personel arasındaki eşitlik için gerektiğini düşünenlerdenim. Yani eğer siz, performansınızla veya iş yoğunluğunuzla farkınızı ortaya koyuyorsanız, diğer kurallar da elbet sizin için özelleşir. Almanların gözünü sevdiğim gleichzeit uygulaması da bu sürecin en başarılı örneğidir. Herkes işinin niteliğine göre, belli bir saatte gelir ve belli saatte çıkar. Önemli olan çalışma süresidir.

Bu işin en ideali, işini bitirdiğinde çıkması da olabilir belki, ama fakat ve lakin, ne yazık ki çoğu çalışan bir otokontrol mekanizmasına sahip değildir ve fırsat bulduğnda istismar etmeden duramaz. Bu satırlarımdan işverenin kölesi olalım fikri anlaşılırsa küserim. Benim derdim; iş arkadaşlarınıza ve yaptığınız işe saygı duymanız. Yani birileri her şekil ve şartta elinden geleni ortaya koymaya çalışırken, sizin hakemin görmediği vakit faul yapan futbolcu gibi yatışa geçmeniz, ilahi adalet çerçevesinde pek hoş karşılanmayabilir. Aslında bu yatış uzmanları, doktoralarını “çalışıyor gibi gözükmek” konusunda yaptığı için, sizin bildiğiniz gerçek gerekli kişilerin pek de farkına varmayacağı bir haliyet olur, hatta bazı üstün başarılı kişiler bu boşluklarını “ çok çalışıyor” olarak da yansıtmayı pekala becereceklerinden, bildiklerinizi dile döktüğünüzde şizofren olmanız da mümkündür.

Kaldı ki, koca koca insanların bildiklerini dile döküp, ilkokuldaki “öğretmenim Ayşe saçımı çekti” modelinde şikayet eden haline bürünmesi de gereksizdir. Herkes kendinden sorumludur ama herkes aynı zamanda yapacağının en iyisini yapmaktan da sorumludur. Yapmıyor, özellikle de kaytarmaktan ötürü başkalarının iş yükünü arttırıyor veya işine engelliyorsanız, orada büyük bir motivasyonsuzluk oluşur ki; buna bizim literatürde enayilik de denilebilir.

Bu enayiliğin hayatın her noktasında bir türü vardır;

Mesela 21.00’de olan randevuya sizin dışınızda herkes 22.00’de geliyorsa;

Sizin vergidir, ne olursa olsun ödenmelidir dediğiniz şeyi birileri ödemiyor sonra da affediliyorsa;

Belirli bir tarihte teslim edilmesi gereken iş için, siz çırpınır ve işi yetiştirirken, deadline’ları pek önemsemeyen ağustos böcekleri sebepli teslim tarihi uzatılırsa;

Yaşadığınız yere ait ortak giderleri ilk siz öderken, apartmanın geri kalanının ay sonuna kadar beklediğini idrak edince

Kaçınılmaz son olarak kendinizi bir enayi gibi hissedersiniz ve işin daha kötüsü onlar gibi olmayı da beceremezsiniz.

Ve işin daha trajik hali, bu senaryoda herkes haklıdır.

Herkesin kendince kabul edilebilir mazeretleri vardır, çünkü insan en çok da kendini kandırır.

Hatta başkalarını kandırdığını düşünenler, şu dünyada görüp görülebilecek en zavallı insanlardır kanımca.

İmza; huysuz ve dırdırcı blog sahibesi.

ps. başlık şarkısı Tnk-Sıra Bizde

4 yorum:

kusburnu dedi ki...

katılıyorum her zerresine.. imza baş enayi..

varol döken dedi ki...

en güzel yazılar, hep birikerek geliyor:)

Fery... dedi ki...

peki ya kendi için önemli olan her şeyi öteleyip başkalarının işlerini koştura koştura yapmak da enayilik midir?

malumafatrus dedi ki...

eğer başkaları bu yaptığının farkına varıyor ve sana yaptığından ötürü minnet duyuyorlar adı fedakarlık; yok farkına bile varmıyor, ya da yaptı da bana mı yaptı diyorsa evet enayilik:)