17 Şubat 2011 Perşembe

"her sabah doğan güneş"



Röportajımızın ikinci kısmında birinci bölüme dair bir düzeltme yapmam lazım. Ben biliyorsunuz kendi uydurup kendi inanan bir insan olduğum için niyeyse Tuğba’nın  çocukluk vakitlerinde Kutluay hayranı olduğunu uydurmuşum, meğersem hayranlıktaki ortak noktamız Burak Kut’muş. Ama sağolsun Demet Şener onunla da çıktığından, hayran olunan insanla çıkan Demet fobisinde buluşmuşuz yine. Arada böyle bilinç kaymalarım oluyor maalesef, lütfen şuursuzluğuma veriniz ve Tuğba Tuğba’ya karşı röportajımızın ikinci kısmının keyfini çıkartınız.


Çocuk sahibi olmadığım için cahilliğime ver köşesi;

M: Yine blogtan takip ettiğim kadarıyla çok üretkensin. Ve bu noktada en özendiğim nokta, nasıl zaman bulabiliyorsun? Hem çocuk, hem kariyer sonra başka bir kariyer mümkün olabiliyor mu gerçekten?

T: İstersen her bir naneye zaman bulursun. İstemezsen bulaşık makinesinin düğmesine basmak bile zor gelir. Benim üretken olduğuma inanılan alan aslında tamamen yapmaktan keyif aldığım şeyler. Verdiğim örnek çok gerçek. Special K’mın gömlek düğmesi 2 aydır dikilmeyi bekliyor. Hiç zamanım yok, hiiiiç :)

M: Oldu mu bilmiyorum ama hiç tanımadığın birinin gelip Defne’ye sarılması, öpmesi sende; “ne oluyoruz yahu?” hissiyatı oluşturur mu?

T: Yok öyle olmuyor, şaşırıyoruz sadece. Tek utancım benim hayatımdaki ayrıntıları bilen insanların hayatını benim o kadar iyi bilememem. O durumda kendi blog adlarını ya da çocuklarının ismini söylediklerinde hatırlayamamanın ya da daha önce hiç okumamış olmanın büyük üzüntüsünü duyuyorum, ne yalan söyleyeyim.



M: Bir çekirdek ailede 2 aslan’la yaşadığın için sormadan (kendimle uzaktan yakından uzaktan alakası yok) edemeyeceğim aslan burçları çok şahane insanlar değil mi?

T: Ne dediğim dedik insanlarsınız yahu. Biliyor musun ben kaç kere “başlarım sizin liderliğinize” ile biten cümle kurdum bugüne kadar :)

M: Sadece kendin için son dönemde yaptığın ve bundan zevk aldığın şeyler neler?

T: Son dönemde fotoğraf. Special K beni o kadar iyi (ziyadesiyle) tanıyor ki, o işten de kovamı doldurmaya başladığımın farkında ve dile getirdiğinde şaşırdım. Şu sıralar başka da bir şey yok sanırım. Bir de en zevk aldığım şey lezzetli şeyler yemek. Ama bu bir zevk sayılmaz sanki, değil mi?

M: Kitap planların ne alemde? Kafanda şekillenmiş bir çerçeve var mı?

T: Of, hiç sorma. Ortada kalan bir proje o. “Haddini bil Tuğba” diye kendi kendimi susturduğum şeylerden biri olarak tozlanmak üzere…



M: Blogunu okuyan birçok insan, senin gayet şahane bir anne olduğunu düşünürken, sen ara sıra bazı bazı kendini sorguluyorsun her fani gibi. Peki gerçekten mükemmel bir anne diye bir şeyin olduğunu düşünüyor musun? Bence mükemmel anne diye bir şey yok, en güzel anıları ve bol sevgiyi sunan anne var mesela ki, benim bu alanda oscar adayım olabilirsin?

T: Ah çok tatlısın… Biliyor musun pedagog bu haftasonu bize ne dedi? Siz fazla iyi bir anne-babasınız! Bu işi iyi beceren manasında değildi söylediği. Fazla evetçi, fazla kendi sınırlarını zorlayan, fazla özgürlük alanı tanıyan. Ortaya çıkardığımız tablo iyi bir çocuk yetiştirmiş olmak olmuyor maalesef her zaman bu uygulamada. O nedenle ben iyi bir anne değilim. İyi bir çocuk yetiştirme çabasındayım sadece…

M: Peki şu an için biraz erken belki ama Defne’yi yurt dışına yatılı bir üniversteden önce okula gönderir miydin?

T: Gönderirim. (Bizi de yanına alsa olmaz mı peki?)

M: Defne biraz daha büyüdüğünde onunla çok yakın arkadaş olmak ister misin, yoksa biraz otorite her bünyeye gerek diye mi düşünüyorsun?

T: Konu bilemediğim ve yaşamadan da büyük cümleler kurmamam gereken konulardan biri. İkilemdeyim. Kardeşimle de çok yakınız ama koruma güdüsünden midir nedir ona dair ayrıntılarına girmek istemediğim bir sürü konu başlığı bulabilirim. Kızım için de öyle olacaktır. Belki de daha fazlası bile olabilir. Benden hayatının hiçbir döneminde bir şey gizlememesi gerektiğini bilsin, o bile yeter sanırım…


M: Çocuk sahibi olmak sürekli bir vicdan azabı çekmek gibi geliyor bana. Kendi hayatına zaman ayırıp, aynı zamanda fedakar bir anne olmak mümkün olabiliyor mu?

T: Vicdan azabı bitmiyor. Ama oksijen önce kendine. Sen mutluysan çocuk mutlu. Bu zamanlarda bir kez bu cümleyi tekrar ediyorum, vicdan azabım azalıyor.

M: Bir kız çocuğu yetiştirmek, ülkenin mevcut durumu göz önünde bulundurulduğunda insanı karamsar ve/veya umutsuz kılıyor mu?

T: Bugünkü profesörün güzide söyleminden sonra mı soruyorsun bunu bana? Yurtdışına göndermek için lise çok mu erken olur acaba?

M: Anne olduktan sonra anneni daha iyi mi anlıyorsun?

T: Annemin benim üzerimde yarattığı etkileri daha iyi anlıyorum. Hatta ilk kez kelimelere dökebildiğimi anne olunca fark ettim.

M: Evlilik aşkı öldürüyor mu yoksa sadece aşkın boyutunu mu değiştiriyor?

T: Alıştırıyor… Alışmak ve aşk aynı satırda uyumlu durmuyor. O yüzden herkesin diline “öldürmek” olarak yapışmış olsa gerek.


M: Bekar blog okurlarına evliliği ve çocuk sahibi olmayı önerir misin?

T: Sevdiğin adamla aynı evi paylaşmak bence dünyanın en büyük keyfi. Biz evlenmeden önce en çok ama en çok neyin hayalini kurardık biliyor musun? Buzdolabımızın. İçinde çeşit çeşit aromalı biraların, deep freeze’inde bir sürü yaramaz mamanın olacağı, tak tak diye kapısını ayağımızla itebileceğimiz sadece bize ait olan buzdolabımızın. Sırf bunun için bile evlenilebilir bize sorarsan…

Çocuk ise, çok erken olmaması gereken bir şey. Çok gezmeli, çok çok çok gezmeli. Yavrulayınca da geziliyor ama hiçbir şey çift sayı ile gezmek kadar spontane olamıyor. Ama ne olursa olsun diş fırçalıkta 2 büyük, bir minnak fırça görmek güzel…
......

Bitti mi sanıyorsunuz? Hayır tabi ki, bitmedi, ama çok az kaldı. Hepsi kendine özgü olduğundan da o da yazısını bekliyor. Ve pek yakında blog sayfalarındaki yerini alıyor:)

ps. başlık şarkısı yine ve yeniden Dursun Zaman ile Manga, ama yani ne karamsarmış bu şarkı güzelim röportaja gölge düşürmesin diye kılı kırk yardım:)

13 yorum:

Fery... dedi ki...

Tuğba insanda ya ben böyle bir anne olamazsam korkusu yaratıyor her şey iyi hoş da bu korkuya ne yapacağız :))

varol döken dedi ki...

hiç de öyle bir korku falan yaratmıyor fery, bak ne diyor herkesin anneliği kendine, aksine bence tanımın anlamını zenginleştirmiş, önemli olanın tanımını yapmış ama senin için önemli olanı nasıl bulacağını söylememiş, bilip de söylememiş değil, bilinemeyeceğini söylemiş, güzel söylemiş, pek güzel söylemiş...

buzdolabı cevabını pek bir üstüme alındım, sebebi bende kalsın:)

elinize, aklınıza, köşenize, fotoğrafınıza, çabanıza, anneliğinize sağlık...

Fery... dedi ki...

ooo Varol Beyler de burdaymış :) bendeki korku Tuğba'nın cevabı ile oh be korkmaya gere yokmuş şeklinde algılanacak bir yaklaşım değil, daha önce kendisine de hayranlığımı belirttiğim üzere benim nezdimde örnek bir anne olduğundan dileğim onun kadar iyi olabilmek bu yine benim değerlendirmemdir efendim...

varol döken dedi ki...

sayın efendim ben de aksini söylemedim...

tuğba gibi bir anne olamazsınız ama onun kadar iyi bir anne olacağınızdan, tüm hissiyatım ve bugüne kadar okuduğum külliyatınızdan eminim...

sui misal emsal olamayacağı gibi, iyi örnek iyisini içinde saklayanaymış (sonunu ben uydurdum:)

Fery... dedi ki...

beni yüreklendirdiniz efendim teşekkür ederim, yüzyıllardır blogun yüzüne bakmıyor oluşum bu fikrinizi değiştirmez umarım :)

malumafatrus dedi ki...

fericim, üşenmedim saydım tam tamına 37 kelimelik bir cümle kurabilmişsin ki bence asıl hayranlık gerektiren nokta budur:)

Fery... dedi ki...

nokta koymayı sevmiyorum ben ondan :) yoksa o bir cümle dediğinden 3-4 cümle çıkar :)) yine de azmini alkışlıyorum ;)

varol döken dedi ki...

bloglara ben de eskisi kadar bakmıyorum zaten... adisin twitter, zalimsin twitter, sahtesin twitter!

Lavanta Bahçesi dedi ki...

sorularda cevaplarda çok keyifliydi, yüreklerinize sağlık

Ahu

kusburnu dedi ki...

ben de çay bardağıylan hamur kesmek istiyorum..

malumafatrus dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
malumafatrus dedi ki...

lavanta bahçesi; valla biz e-mail ortamında da olsa, epey keyif aldık ve bu okuyanlara da yansıdıysa ne güzel.

blogumun değerli kemik yorumcuları, siz ne acayip insanlarsınız ya; biri bir nefeste 34 kelimelik cümle kuruyor, biri buzdolabından hssiyatlı çağrışım alıyor, biri de bardakla hamur kesmek istiyor...

zaten normal olsanız benim blogumda ne işiniz vardı diye düşünüyorum, onda böyle kırk telden takılmaya devam edelim bence:)

defneyleyasamak dedi ki...

ferycim, çok severim ben seni... korkacak birşey yok, bilakis bu hatun beceriyorsa herkes becerir demen lazım. dibi görmüş biriyim ben. zıpladım çıktım. herkes çıkar o halde :)

sayın varol döken, buzdolabı nasıl bir hissiyat verdi bilmem ama çok merak ettim ben de şahsen. takdir teşekkür cümleleri de pek bir mutlu etti beni. oleyyy desem yeri :)

kuşburbu, babanneden ne gördüysek o, ne yapalım :)

Ve fatruşum, yüz kere daha desem acaba ne kadar eğlendiğim daha fazla anlaşılır olmaz değil mi? dalları aşağıda gövdesi yukarıda ağaç diyorum ve halen de gülüyorum :)