6 Ocak 2011 Perşembe

"oysa umut ne kadar azdı, gündelikti, anlıktı, birazdı"

Bir haftadır hayatımızı meşgul eden, üniversite tezi münasebetiyle halen şu sorunun cevabını arıyorum, pornonun özgürlükle alakası nedir Allah aşkına? Ve bununla beraber bu ülkede özgür bir üniversite olduğunu düşünen birileri de var mıdır acaba? Bu tez konusu bu sene değil de geçen sene mevzu bahis olsaydı, bu öğrenci de eğitim görevlileri gibi gönderiliyor miydi en çok da bunu merak ediyorum. Ayrıca gerçekten porno dediğimiz şeyin ticari bir amacı yok mudur? Yani sadece eğitim için çekilen bir filmi porno yapan içinde jartiyer olması ve muhtemelen daha sonra o jartiyerin çıkartılması mıdır?

Değerli kova burcu insanı Cüneyt Özdemir, bu konu vesilesiyle büyük bir kişilik sınavı verdi ve yine benim (tahminim birçok kişinin de gözünde) gözümde sınıfta kaldı. Kendisi evvela “Eğer o porno film elinizde varsa gönderin bu sansürün inadına www.dipnot.tv'de 'akademik özgürlük' başlığı ile sansürsüz yayınlayacağım! 11:59 PM Jan 2nd via web” dedi.

Bu noktada o filmin bir porno film olduğunun gayet de farkındaydı. Ama sonra film ellerine ulaştı, önce yayın kurulumuz bir görsün ona göre yayınlıyacağız dendi. Pek tabi o noktada “ az sonra” teaseri da eklendi.

Ve sonra aklı selim birkaç kişi, “bunu yayınlamayalım abi” telkinleri ile Cüneyt Özdemir’i ikna etti. Ya da çoğul kişilikli Cüneyt Özdemir’in mantıklı tarafı içindeki gazeteciye bir dur dedi bilemem.

Sonra birileri, “ az önce ağzından sular damlıyordu şimdi bay ilkeli gazeteci oldun, bu ne tutarsızlık” dedi.

Ama Cüneyt Özdemir kendinde eleştirilecek hiçbir yan görmediği ve sürekli olarak haklı olması gerektiğini düşündüğünden; konuyu “ biz porno yayınlamadık diye suçlu olduk, iyi mi?” şeklinde bir demogoljiye dönüşürdü.

Bununla da kalmayıp kendini eleştiren Ümit Ünal’a; “Gecenin entel trajedisi! Pornotezi filmi hakkinda ahkam kesen loser yonetmenin tek bir filmi bile onca reklama ragmen bu kadar konusulmadi!” şeklinde bir laf etti.

Sorarsanız herkesi eleştirme hakkını gören ve herkesin de eleştiriye açık olması gerektiğini düşünen Cüneyt Özdemir, niyeyse konu kendi olunca bu ilkesini bir çırpıda unutuyor. Onun yerine bak 4 kişilik takipçisi olan adamı bile bloklarım o derecede üşenmem, kimsenin de gözünün yaşına bakmam tehditleri savuruyor.

Ve ne yazık ki, bu haliyle sürekli kendine zarar veriyor.

Ben aslında Cüneyt Özdemir’in gazetecilik şevkini seviyorum. Farklı bir şeyler yapmak istediğine inanmaya çalışıyorum. Ama işte içindeki hırsın bazen gözünü kör ettiğini ve kendi kendini baltaladığını düşünüyorum. Çoklu kişilik deme nedenim de, bundan. Bir yanının entel bir duruş sergilemeye çalıştığını ama diğer yanının da fazlasıyla popülist olduğunu görüyorum. Aksi takdirde Necati Şaşmaz’ın eski sevgilisi olan Nefise Karatay ile çıktığını unutup; Berrak Tüzünataç ile Nejat İşler’in tekrar birleşmesine istinaden “şimdi sen de sahneyi terk ediyorsun sevgili Recep İvedik kardeşim” cümlesini kurmazdı.

Tabi bu hafta içinde kendisi hakkında sayısız yazı yazılsa da, “ben her daim haklıyım” mantığınan ötürü bu eleştirilerin hepsini kulakardı edeceğini de biliyorum ama ben zaten bildiğiniz üzere kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum.

Bilmeyenler için notlar;

Cüneyt Özdemir, IPAD üzerinden yayınlanacak bir gazete hazırlıkları içinde, Finansbank reklamında oynama nedeni de bu. Bu yüzden bir haberci reklamda oynamalı mı tartışması yapanlar (Cengiz Semercioğlu mesela) bunu da göz önünde bulundurmalı.

Ve bu Ipad gazetesinde Yiğit Karaahmet de tekrar gazete sayfalarına dönüyor olacak ki, benim bu konuda en sevindiğim nokta şimdilik bu.

Gazetecilerden bu kadar bahsetmişken; sürekli olarak yanlış isim yazan bay pekbilir Cengiz Semercioğlu’nun da artık beni örnek almasını ve yazdıklarını iki kere okumasını öneriyorum. Aksi takdirde bugün yaptığı gibi Demet Akbağ’ı Akalın da yapar, başka zırvalıklara da imza atar.

ps. Başlık şarkısı Sezen Aksu- Nihayet

Hiç yorum yok: