10 Ocak 2011 Pazartesi

"karla örtülü hala gün gelip izleri silecek"

"Eğer almakla mutlu olunsaydı, dünyanın en mutlu insanı ben olabilirdim..."

İndirim dönemleri alışverişseverler için kritik bir süreç.

Öncelikle her yer kalabalık ve fazlasıyla karışık.

Her şeyin kısmen de olsa uygun fiyatlı olması bünyede fevkalade bir “al” baskısı yaratıyor.

İndirimden önce alışveriş yapmaktan dolayı kredi kart limitleri doluysa da, keşke azıcık sabretseydim pişmanlığı omuzlara çöküyor.

Ardından da “almanın sonu yok ki” psikolojisi güzel bir vicdan acabı olarak böğrünüze oturuyor. Ama siz genelde yine alıyor musunuz, lanet olsun ki alıyorsunuz.

Bir süredir uzak kaldığım AVM sahalarına geçen hafta hızlı bir giriş yaptım. Yani aslında kendi sınırlarıma çıkarak bir gün Akmerkez, bir gün Astoria, bir gün İstinyepark ve sonrasında tanıdıklar City’s ile Kanyon’a uğradım. Bunların kimileri alışveriş amaçlı, kimileri Arby’s yeme ( akmerkez) amaçlıydı ama hepsinin nefesini soluduğum için bir değerlendirme yapmak boynumun borcu oldu.

Bir kere herkesin kendi alışveriş merkezi diye bir şey var. Yani bir alışveriş merkezine ne kadar alışıksanız, neyin nerede olduğunu ne kadar iyi biliyorsanız, o kadar seviyorsunuz orayı bana göre. Bu noktada bir şeyler almak amaçlı (başka ne amaçla gidilir ki oraya zaten) en çok uğradığım Metrocity’yi de benim alışveriş merkezim olarak tanımlayabilirim. Ama yemek kısmının iğrençliğini de bu benimlik sınırlarının dışına çıkartırım. Zaten bir AVM’de yemek alanı hangi akla hizmet alt katta olur bunu da anlamam. Bir de kimseler yokken orada kendileri olduğundan, nasıl sinema yapmazlar o kadar residence yaparken bilemem.

Alışveriş sevmeme rağmen, avm’lerden pek hoşlaşmamamın sebebi her zaman olduğu gibi insan kalabalığıdır ve özellikle kışa denk gelen indirim dönemlerinde bu insan kalabalığı bambaşka bir boyuta çıkar. Bir haftalık gözlemime dayanarak söylüyorum, İstanbul’da alım gücü hayli yükselmiş durumda. Sadece avm.lerde gezerseniz, geçim sıkıntısı denilen bir şeyin olduğunu düşünmeniz de imkansız.

Özü ruhsuz olan AVM’lerin benim gözümde daha da ruhsuz olanları pek tabi Cevahir ile İstinyepark’tır. ( Profilo’yu hiç sınıflandırmıyorum bile) Bence zaten İstinyepark, altı Cevahir üstü Kanyon olmaya çalışan kafası ev kitlesi hayli karışık bir AVM’dir. ( yemek katı bunun da alt katında pek tabi) Eğer bir şey almaya gideceksem de, kendisine tercihen hafta içi gitmeye çalışır sadece o halini görsem sempatik de bulabilirim , bunu da itiraf edeyim.

Hafta sonu sadece yarım saat uğradığımda bile boğulduğum mekanın, sosyetik kısmı olan açıkhava alanı ise ayrı bir tez konusu. O kadar lüks araba sahibinin Cumartesi günü yapacak tek işinin AVM geziyor olması veya bir cafede ömür tüketmesindeki tuhaflık gün gelir magazinciler tarafından irdelenir umarım.

Alışverişmerkezi olmayan AVM Kanyon ise, sık gitmem nedeniyle kendimi en rahat hissettiğim yerdir. İçinde bulunan mağazaların sadece %15’inden alışveriş yaptığım gerçeği, yanındaki Metrocity bulunmasından ötürü beni pek rahatsız etmez. D&R, Body Shop ve Accessories olması kendisine sempati duymama nedenken, daha önemli olan nokta açıkhava olması nedeniyle insan uğultusunun farkına pek varmamanızdır.

Tabi hafta sonları bu mekan ergenliğe bile henüz girmemiş zengin çocukları tarafından istila edildiği için o uğultuyu kısmen de olsa mecburen duyuyor ve hafta sonu her yer gibi burasının da kalabalığından haliyle bayıyorsunuz.

Zaten sonra ekstreyi görüyor, ben kredi kartımı bırakıp alışveriş merkezlerinden de uzak durayım daha iyi diyor, farklı hafta sonu faaliyetlerinin ruh sağlığınıza daha iyi geleceğini öngörüyorsunuz.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Mango ile aram pek haşır neşir olmasa da, tüm indirimlerin startını o verdiği için kendisinin indirime girmesini merakla bekliyorum. Ama o Mango kızlarına giyidirilen tuhaf siyah pantolon ve turuncu gibi body’lerle marka imajlarını hangi yöne çizmek istiyorlar gerçekten anlayamıyorum.
  • Markanın kalitelisi, indirim olsun veya olmasın müşterisine aynı ilgi alakayla yaklaşan olduğundan bu dönemin anyayı ve konyayı görmek açısından çok iyi bir dönem olduğunu düşünüyorum.

ps. Başlık şarkısı çokkkkk sevdiğim Mor ve Ötesi şarkısı Sonu Belli'den, bu nedenle aynı satırları daha önce kullanmış olmam kuvvetle muhtemel.

Hiç yorum yok: