26 Ocak 2011 Çarşamba

"durdu diyorlar zamana çünkü sen yoksun "

                      

  • Sanırım bu ülkede sempati duyduğum bir kurum yok. IDO’ya karşı hissiyatlarım malumunuz, gelin görün ki bu hissiyatları beslediğim tek kurum IDO değil. Maşallah biletix, misal garanti bankası bu noktada IDO seviyesine ulaşmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela Biletix; internetten bilet sattığı vakit sadece hizmet bedeli almakla kalmıyor üstüne bir de 8 TL’lik kurye ücreti alıyor. Ve benim tanık olduğum çoğu organizasyonda da internet satışlarında sadece kurye ile gönderim seçeneği sunduğu için benden hatrı sayılır bir küfürü işitiyor.
  • Sonra bu Garanti Bankası denilen sömürü bankası, hatrı sayılır bir parayı yatırdığım atm’si hata verdiği için, parayı hesabıma yatırmıyor, bana da geri vermiyor, bildiğiniz yutuyor. Ve benim o paraya ulaşmam, her atm’nin kendi standartında olan ziyaret gerçekleşip sayım yapıldığında mümkün olabiliyor. Yani umarım mümkün olabilecek. Henüz paraya ulaşmış değilim. Söz konusu para, benim bir borcum için olsaydı, parayı yatırmadığım için benden faiz tahsil edecek bankanın, bu durumda koruduğu serinkanlılığa da şapka çıkartıyorum. Bir umut bekliyor, o arada diş biliyorum ve umarım bu şirketten ayrılırım da seninle çalışmak zorunda kalmam Garanti diye kendi kendime telkinlerde bulunuyorum.
  • The Guardian’ı tekrar yayınlayarak gönlümü fetheden karizmatik kanal TNT de nihayetinde düzene teslim oldu, hem de ne teslimiyet. Kademeli bir geçişten ziyade, radikal bir değişimle bir üst model fox tv olma yolunda adımını attı. Gündüz kuşağını izleyip de karalar bağlamış değilim ama Hande Ataizi’nin evlilik programı sunacak olmasına iki çift lafım var. Bence Hande Ataizi, hayatının bizim sosyetik diye tabir edeceğimiz kriterlerde yaşamak için kazandığı paranın nerede geleceğini pek sorgulamıyan biri. Kaçımız böyle değil ki diyebilirsiniz, haklısınız. Ama böyle snob olmayaca çalışmıyor mu ben işte bu tutumla o tavır arasındaki tutarsızlığa gıcık olduğumdan söylenmek istedim. Bir de artık yaşlandığını kabul edemeyen gıcık insan Cihan Ünal’la oynadığı oyunun ( biletimin olmasına rağmen gitmediğim) reklamı için gazetelerde yer alan fotoğrafları da tiyatronun acınası hali olarak değerlendirmekteyim. Bazı oyuncular dizilerde oynar ama burun kıvırırlar, neyse sinema ve tiyatroda var derler ya; ben de en azından dizinin bir ticari ürün olduğu net bir şekilde sunuluyor ama tiyatro sanat adı altında ticaret değil mi derim.
  • Nur Çintay’ı Radikal’de yazdığı iyi ayar veren yazılarından ötürü sempati ile takip etmişliğim vardır. Sonrasında onun ayarları bozuldu benim de kendisine dair sempatim uçtu gitti. Buna rağmen kendisinin Sabah gazetesi ekinde yaptığı profil yazılarını yine de okuyorum. Uzun süredir, Ayşe Özyılmazel’e dair kelam etmediğimden de artık hafta içi Sabah gazetesini okumaya hiç tahammül edemediğimi de tahmin edersiniz. Özellikle de Nur Çintay’In yalaka ötesi kocasının varlığı resmen midemi bulandırıyor. Twitter vesilesi ile bazı yazılarını okuduğumda da gazeteyi elime almamanın ne kadar mantıklı bir karar olduğunu daha iyi anlıyorum.
  • Bir devrim aracı olarak twitter, gün geçtikçe daha tehlikeli bir hal alıyor. Bu nedenle yakın zamanda kendisine veda edebiliriz gibi bir korku var içimde. Yasakçı zihiniyetin 140 karakterdeki özgürlüğe daha fazla tahammül edeceklerini sanmıyorum. Ama fakat ve lakin, saygı çerçevesinin epeyce aşılması konusu da nasıl çözülecek bunu da merak ediyorum.
  • Bir de bu yorgunluk, bitkinlik hali nasıl sona erecek bende onu merak ediyor.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Bu vesileyle de şöyle bir bilgi sahibi oldum ki, derbi biletleri Kanyon ve Akmerkez’de satılmıyormuş. AVM’ler buna izin vermiyormuş. Ben eğer Kanyon’a o soğukta gidip bu gerçeği öğrenseydim, isyanım daha farklı olurdu ama bunu bilmeyen son kişi ben değilsem, bilet alırken aklınızda bulunsun istedim.
ps. başlık şarkısı Sakin- Artık Gel

Hiç yorum yok: