16 Ocak 2011 Pazar

"burdan bakınca su şonsuz dünyaya, olsun demek de zor artık"


Rutin  hayatımızın bize en büyük getirisi önce miskinlik ardından ise can sıkıntısı oluyor. Cuma gecesi, hayatımda en çok zaman geçirdiğim iki kişiyle “hafta sonu klişemizden” kurtulmak için ne yapabileceğimizi düşündük. Kendimizce birkaç farklı senaryo üretsek de aksiyon alma kısmında çok da acele etmedik, onun yerine yemek yapmayı tercih ettik.

Bir önceki yazımda da dile getirdiğim, “özellikle kışın yemek yapmak ne kadar zor” sorunsalına inat, pazardan şunu, bunu ve onu deneyelim diyerek yeni bir ufka yelken açtık. 


Ve dünya manasızı şu Pazar gününde kendimizi mutfağa hapsettik. Ve hayatımda bugüne kadar 1 tabak dahi yemediğim pırasa ile bir kere yediğim kerevizin çorbasını yaptık. Bu noktada pek deneyimli olmadığım için ikisi de “şahane” oldu diyemeyeceğim ama ikisinin de yenilebilir olduğunu iddia edebilirim. Ama olağan nankörlük ve şımarıklığımla da, sağlıklı yemek amacı olmasa ikisinin de yüzüne bakmayacağımı itiraf eder, sevenleri ile kendilerine sonsuz mutluluk dilerim. Bense bünyem bu kadar sağlıklı besini kaldıramayacağı için abur cuburlarla bünyemi bir şey olmadığına inandırmakla uğraşıyorum.


Anlayacağınız kişisel tarihimin depresyon belirtileri pırasa yemeği yapmakla kalmayıp onu yeme noktasına kadar vardı. Bundan sonrası için epey endişeliyim hele Bandırma’ya gitsem saçıma neler yaparım düşünemiyorum. Aslında az biraz yetenekli olsam, dikiş hadiselerine girip kendim için ( çünkü bencilim ben) bir şeyler yapmak isterdim ama fakat ne mümkün ben henüz bir kağıdı düZgün şekilde kesme başarısına bile ulaşamadım. E bu elin ayarı da belli bir yaştan sonra da değişemediği için elimizde olan imkanlar dahilinde farklılaşmaya gitmemiz şart.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Bu hafta sonu bir de Jane Eyre adlı ergenlik romanının filmini izledik ki,  filmin büyük çoğunluğunda uyusam da    ( 220 dk) içim kıyıldı. Bence bir yönetmen anlatacak çok şeyi olsa da bir filmin süresini 2 saatle sınırlamalı, 3 saat film çekim mutsuz sonla filmi bitiren yönetmen ıslak sopa ile dövülmeli.
  • Bir zamanlar BBG evi sunucusu olan Türkçe’yi çok kötü konuşan Tan Sağtürk, sizce de çok büyük gelişme göstermedi mi? Yani hem hal tavır hem de kendini ifade etmede, daha bizden biri gibi geliyor bana kendisi artık.
ps. başlık şarkısı Pilli Bebek- Olsun
ps.2. blog resmi ise güneş duru'dan.



3 yorum:

D. dedi ki...

Tan Sağtürk BBG mi sunmuştu? Çok şaşırdım ve hiçbir şekilde hatırlayamıyorum!

Bir de bu aralar herkes bunalımın, depresyonun eşiğinde. Mars'ın Pluto üzerindeki etkisinin Neptün'den geçerken bıraktığı yıllanmışlık duygusunun Venüs'te eprimesinden diyorlar. Of ben de bunalımdayım kısacası. Üzülmeyin, hepimiz bahara doğru toparlayacağız sanırım! :)

Fery... dedi ki...

Burcu Esmersoy'un elenmemesi gerekirdi sanki...

malumafatrus dedi ki...

yanılmıyorsam BBG döneminin ilk sunucusuydu Tan Sağtürk, nedense benim aklımda biriyle diskalifiye olduğu için yaptığı konuşma kalmış.

Fericim, Türk halkı "yardımcı olabilir misiniz Mehmet Ali Bey" tavrından geldiği için; oy isteyen Defne Joy ( o da ne hırslı bir şey çıktı) ve düştüğü için gariban rolüne giren Derya'ya daha çok destek verdiler bence.

Burcu Esmersoy ise, daha öncede söylediğim gibi, çok güzel ama Azra Akın gibi sürekli gülen birinin yanında snobluğundan ötürü kıymeti bilinemedi ayrıca.