28 Ocak 2011 Cuma

"bin sayfada sıradan oldum, hep sonunda kırılan oldum"

Bambaşka haliyle malumafatruş hanımın saçları;

Ben fotoğraf koymuyorum ama kusburnu görür, fikriyatını yazar dedik ama fakat ve lakin, kusburnu ile ayrı düşünce, yeni saçlarımla 6 günü geçirmiş biri olarak ne oldu ne bitti şeklinde bir yazı yazmam şart oldu.

En sonda söyleyeceğimi başta ileteyim, ben halen kendime alışamadım. Bu noktada beğenip beğenmemek gibi bir durum kendi içimde pek olamıyor.

Saç rengine karar verirken, günün yarısının florasan ışığı altında geri kalanını da ev ışığı altında geçirdiğini düşünmek gerekiyormuş. Bildiğin kızıl havası oluşuyor saçımda bazı bazı ki, bu benim tercihim olmadığından “ aslında kahve ışıktan böyle” cümlesini kaç kere kurdum bilemiyorum.

Herkesten aldığım tepki, “ifaden yumuşamış” ki, bu tepki benden ziyade annemi mutlu eden bir gelişme. Bu vesileyle siyah saçlı halimin insanlar üzerinde sert bir etkisi olduğunu da idrak etmiş oldum. Bizim patron da bu değişime annem kadar sevindiğinden, “kedi kesen kız imajından kurtuldun nihayet” dedi.

Bu arada bahsettiğimiz renk de mavi siyah değil, sözde koyu kahve ama bende artık katmerlenerek siyahlaştığı için, boyalı saçımın kendine gelmesi de bir süreç sonunda olacak sanırım. Misal şu an saçım en azından 3 tonu barındırmakta içinde. Bu nedenle herkese “ haftaya tekrar boyatınca tam rengini bulacak” açıklamasını yapıyorum. Gerçi bunu derken saçımı kime boyacağımı da bilmiyorum. Yolum Bandırma’ya tekrar düşmeyeceğinden ve artık sürekli saç boyatmam gerektiğinden burada bir kuaförle yola devam etmem şart oldu. Saç nasıl olsa artık kimliksiz bir renkte olduğundan “ne kadar saçmalayabilir ki” rahatlığına sığındığım için biraz serinkanlıyım şimdilik ama boyattıktan sonraki sonuçta o serinkanlılığımı koruyabilir miyim emin değilim.

Erkek okur ve daha saçına boya değmemiş hemcins okur, bu saç boyatma, renk açtırma işlemlerinin yazmak kadar kolay olmadığını bilmeyebilir ama ne yazık ki bu hadiseler saçınızın kökünü kurutan faaliyetler. Bu nedenle sonrasında saçınıza gözünüz gibi bakmanız lazım ki, benim gözlerime ne kadar iyi baktığımı ( kuru göz hadisesi) bilirsiniz. İlgi alaka kapsamında kafama binbir yağı sürerken, benimki saçsa bir dönem saçlarını her ay boyatan Hande Yener’inkiler ne diye sormadan da edemiyorum. Bir gün kuaförde karşılaşsak “ay aslında ne fena ne cansızmış saçları” desem bu dertten de kurtulurum diye düşünmekteyim.

Sonda yazacağımı başla söylemiştim ama bir şeyler de ekleştirmek isterim; saçımın koyu rengini kesinlikle daha karakteristik bulsam da, depresyon sebepli değişiklik iyidir minvalinde bir süre bu yolda takılırım herhalde diye kendime telkinlerde bulunmaktayım.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bir kadının en çirkin hali de en güzel halide kuaför’de görülür. Öyle sabah kalkmış hal falan yalan, saçları saçma bir halde boyanmış ve yeni yıkanıp ayna karşısına geçmiş birinin güzelliği!!! bir kadının gireceği en manasız şekillerden biridir kuaförün birincil hali. Ama aynı zamanda sizin ve kuaförünüzün kapasitesi oranında çirkin ördek yavrusundan bir kuğu olarak da çıktığınız yer olabilir ki, bu nedenle kuaför halleri üzerine de bu kadar yazı yazar olduk.
ps. başlık şarkısı Roman Kahramanı ile bu akşam inşallah artık konserine gideceğim Redd

coming soon; yeni saçlarla uyumlu kıyafet bulma sorunsalı...

1 yorum:

kusburnu dedi ki...

cevap veriyorum o halde: ben de siyah taraftarıyım, bence siyah cok da yakısıyordu, bu da güzel olmuş bence ama herkesin aksine ben daha olgun gösterdiğini düşünüyorum. daha kırk yaş üstü bir renk olmuş gibi geldi :) ama kestirsen şöyle hareketli bi kısa model, pek tabi ki durum değişecektir :)