18 Ocak 2011 Salı

"aynı insanla dilinden kalan mısraları hatırla"

                                                               
  • Eskiden bir kitaba başladı mı illa bitirenlerdendim. Artık hayat gibi ben de kitapları yarı yolda bırakır oldum. Sanırım 2 ay önce Bilinmeyen ( Joshua Ferris) diye bir kitaba başladım. Kitabın kapağında Economist’in “son on yılın en iyi romanı” notu yazmasından öte, kapak ilüstrasyonu ilgimi çekmişti. (zaten economist ne anlar iyi kitaptan, kendilerinin dini imanı para değil mi?) Başladım, konudan sıkılmadım ama kitapla da bir türlü uyuşamadım. Araya önce Hamdi Koç’ları sıkıştırdım sonra geri döndüm, bak bundan sonrası daha heyecanlı olacak dedimse de bir türlü o heyecanda sürüklenemediğimden iki ileri bir geriden öteye gidemedim. Şimdi de Ayşe Kulin’in Hayat Dürbünümde Kırk Sene kitabına başladım ama ilerleyeceğimden pek emin değilim. Çünkü kitabın kapağında hem 1941-1964 yazıyor hem de bir yandan kırk sene diyor. Kitabın arkasında 1981’e kadar olan dönemi okuyunca eyvallah kırk yıl bu diyorsunuz ama işte o zaman ön sayfada yazan tarihte neyin nesi oluyor. İşte ben bu noktalarda dakika bir gol bir takıldığım için ilerlemem nasıl olacak emin değilim.
  • Bence otobiyografi yazmak gerçekten çok zor bir şey diyeceğim, sizde sen blog yazarken ne yaptığını sanıyorsunuz diyerek bana ağzımın payını vereceksiniz. Yine de insan kendine karşı ne kadar objektif olur, bunu oturup tartmalı sonra bu işlere girmeli diyeceğim. Bense hep kendimden yana torpil ( pozitif ayrımcılık) yapmayı tercih ettiğimden yazdıklarıma inanmayın diye blogumun tepesine genel uyarı serpiştireceğim.
  • Ödül almak dediğiniz şey nerede ve ne şekilde olursa olsun kolay bir şey değil ve söz konusu olan Kral TV müzik ödülleri değilse kesinlikle de önemsenecek bir şey. Ama fakat ödül almak benim için tek başına bir kriter olamıyor sayın okur. Benim gözümde özellikle düzgün törenlerin düzenlendiği gurbet ellerde, ödül almak kadar karizmatik bir ödül konuşması da yapmak gerçekten önemli. Mesela ben adaylığı belli olan insanların ödül alınca çok ama çok şaşırmalarına bir türlü inanmıyorum. Kulis, duyum ne olursa olsun orada sabit bir olasılık var, onu yok sayıpta şapşalı oynamak neden anlayamıyorum. Ben şahsen öyle bir yerde aday olsam, her türlü senaryomu geliştirir, törenden önce bir güzel de pratik yaparım. Bir de kendini kocaman ekranda sayısız insanla beraber izleyen insan, iki heykelcikten ötürü nasıl heyecanlanır onu idrak etmeye çalışırım.
  • Bence bir insan sadece evinin kapısını anahtarla açmaktan nefret ediyor diye (Hıncal Uluç gibi yani) evlenebilir. Tabi bunun için bir hizmetçi tutmak performans/maliyet karşılaştırmasında daha mantıklı olacaktır ama yani neden evleniyorsun sorusuna yine de bu cevap verilebilir bence.
  • En son geçen Cuma Taksim’de gördüğüm Mansur Forutan’ın kültleşme yolunda hızla ilerlediğini meraklılarına iletebilirim. Gerçi kendisini merak edenler gündüz vakti Nişantaşı House Cafe’ye gitseler, dünya gözüyle kendisini görebilirler muhtemelen ama ben nedense Nişantaşı hallerinden daha bir farklı gördüm kendisini. O ultra cool tavırlı ben ultra ezik olmasam, “iyice boşladın yazı işlerini” diyecektim ama içimden fikir teatrisinde bulunmayı tercih ettim tabi.
  • Sonra bir zamanlar hiçbir twiti olmamasına rağmen sağlam takipçisi olan twitter accountana göz attım. Bu vesileyle bizibozmaz yazılarının teaserları gibi olan twitleri dışında pek de dişe dokunur bir şey söylemediğini görmekle kalmayıp, üstüne bir de Ayşe Özyılmazel’i takip ettiğini gördüm. Ben, ünlü bir accountun fake olup olmadığını anlayabileceğini kolaylıkla idrak edebileceğimi düşünenlerdenim. Ama bu noktada epey bir tereddüte düştüm. Yani Ayşe Özyılmazel, Mansur Forutan’ın bir gazeteciden ziyade magazin figürü olmasına vesile olan kişi. Bu olayların bir başka kahramanı Ahmet Hakan ile Ayşe Özyılmazel artık arkadaş olsalar da, Mansur da arkadaş, üstüne bir de Ayşe mi takip ediyor sorgularının içinde kaldım, dışarı çıkamadım.
  • Herkesi etiketleştirme ve yaftalamadan da vazgeçmediğimi gördüğüm için de kendime kızdım, hevesle yazayım dediğim konuları ceza olarak bir başka yazıya attım. 
ps. Blog fotoğrafı yine Güneş Duru'dan
ps.2.Başlık şarkısı Mor ve ÖTesi- Boşver

Hiç yorum yok: