11 Aralık 2010 Cumartesi

"Unutmamak nihai ağrı kesici anladım"



İktisadın temel felsefelerini sindirmiş bir bünyem olduğundan, bol olana hiçbir zaman rağbet göstermem. 1 aylığına bir yere gitsem, son gün orayı sevmeye başlarım; birine olan sevgim yanımdan gideceğini öğrendiğim vakit katlanır; her gün bulabileceğim bir yiyeceği canım hiç yemek istemezken, kendisi tükendiği an “ aşermeye” başlar; saçlarımda bir değişiklik yaptığımda eski halinin çok güzel olduğunu düşünür hayıflanırım.
Açıkçası benim gibi çoğu kişinin de hayatlarını kendileri için zorlaştırmak gayesiyle bu şekilde olduğunu düşünüyorum.  Sonra hem kendim hem de benim gibiler için üzülüyorum.
Ben misal bu aralar pek yerimde durmadığımdan bu hissiyatı İstanbul için yaşıyorum bol bol. Hafta içi işin de etkisiyle kış asosyali (eskiden pek bir sosyaldim sen bilmezsin blog) halini aldığımdan hafta sonu da burada olmadığımdan “şimdi İstanbul’da olsam şurada olurdum, bunu yapardım” diye düşünüyor ama fakat ve lakin İstanbul’da olduğumda ise bildiğiniz ottan farksız oluyor, bildiğim sokaklarda yüzüncü kez volta atıyorum. Şehrin hakkını vermek noktasında ufacık bir adım bile atmıyorum. Eskiden gitmekten zevk aldığım yerlere nostaljik ziyaretlerde bile bulunmuyorum. Ama ne zaman şehir sınırlarını terk ediyorum, “dönünce şunu da yapıcam, bunu da yapıcam” planlarım başlıyor.
Ve aynı paralellikte bir de “ahh birazcık zamanım olsa” heveslerinde geziniyorum. İş, trafik, rutin hayati faaliyetler derken, bir akşam eve erkenden geleceğim ve şunları bunları yapacağım,  bunları yazıp, şunu okumaya başlayacağım dediğim vakit ya uyuyakalıyor ya da uykuda kalmayı tercih ediyorum.
Anlayacağınız bende olmayanı özlemeyi, bende olanı görmemeyi çok güzel başarıyorum.
Sahip olduklarımızın farkına kaybedince varmanın insanlık için bir kod bozukluğu olduğunu varsayıyorum. Ama bu varsayımım benim bu derde çare bulmama ne yazık ki vesile olamıyor. İnsan bir düğmeye basılınca bir anda değer kıymet bilir olamıyor ne yazık ki.
Ama olsa iyi olmaz mıydı be sayın okur? Hayat daha kolaylaşmaz mıydı bizler için? Ya da hayat Windows gibi bize uyarı verse, şimdi farkına varmıyorsun ama ileride çok özlersin haberin olsa dese pişmanlıktan biraz da olsa sıyrılmaz mıydık?
Ve bu noktada benim görevim İsviçreli bilim adamlarını göreve çağırmak değil de nedir sorarım size?
Ne diyelim; Kızım İsviçre sana söylüyorum oğlum Tübitak lütfen sen anla…

ps. başlık şarkısı Sıla- Boşver

2 yorum:

soluk dedi ki...

insanoğlunun en büyük çelişkilerinden biri sanırım birşeylerin kıymetini geç anlamak:)

kusburnu dedi ki...

Ben de aynen yazdığın gibiyim! Çok kötü bence bu,insan asla anı yaşayamıyor.