22 Aralık 2010 Çarşamba

"ne olur dön geri sevindirme elleri"

  • İnsan sanal olmayan bir dünyadan gerçek duygular besleyebilir mi? Yani aslında el sıkışmadığınız, yüzünü fotoğraflar sayesinde bildiğiniz ve kendini anlattığı kadar tanıdığınız birini sevmek veya sevmemek ne kadar gerçekçidir. Yalanım yok ben blog ve twitsel alemlerden tanıdığım bazı kişilere gıcık oluyorum. Sonra diyorum ki, yapma dostum bu önyargının da önyargısıdır, kapılma iki üç kelama; ama sonrada hissiyat dediğin şey illa fiziksel etkileşimle olacak değil ya, yazıyor çiziyor görüyor düşünüyorsun kızmak, sinir olmak da hakkındır bence diyorum. Ben böyle yazı yazınca sanki hep kendi kendime konuşan düşünen bir insan imajı çiziyorum ki, külliyen yalan bu intibayı da ortadan kaldırmak isterim.
  • An itibariyle kusburnu’nun bana hediye ettiği Hamdi Koç’un yeni kitabı Rüyalarıma Giren Kadın’ı; Redd’in konserine gidebilme ihtimalim ( o da kusburnu sayesinde olacak ya neyse) ve Bülent Ortaçgil’in yeni albüm çıkartması 2010’un giderayak bana yaptığı jestler olsa da, kararım karar kendisini hiçte iyi hatırlamaya niyetli değilim.
  • Hamdi Koç’un yeni kitabının çıktığını öğrenme hızım ile kendisinin kitabını alabilme hızım ne yazık ki aynı olmadı. Kendisinin kitabı Doğan Kitap’tan çıksa da D&R’larda kitabına bir türlü rastlaşamadım. Keza ben yeni bir albüm çıktığında da hemen D&R’larda bulamam. Bu noktada büyük olmak hızını yavaşlatıyor D&R’ın gibi bir hissiyat oluştu bende.
  • 5 Yılda büyük olma yolunda çok ciddi adımlar atan Kahve Dünyası da ucuz olacağım diye kocaman kocaman kafeleri azıcık insanlarla idare etmeye çalıştığından, müşteri memnuniyetinden kaybedecek diye bir görüşüm var ki, bunu antetli bir kağıda yazınca danışmanlık görüşü diye sunabilir üzerine de para alabilirsiniz.
  • Genelde emekliliğe yakın bir faaliyet olsa da, bendeniz mevcut şirketimden ayrılıp kendilerine danışmanlık hizmeti vermek istiyorum. Aslında şu anda da benzer bir iş yapsam da, dış kuvvet olunca işin daha keyifli olacağını nedense düşünüyorum.
  • Bir burç delisi olarak Susan Miller’ı yok sayan bünyem kendisinin 21 Aralık safsatasına pek itina göstermese de “mahalle baskısından” ötürü hep bir acaba ile yaşadı dünü. İşte tam da bu yüzden “her şeyi biliyormuş” denilen falcılardan ürküyorum ben. Her şeyi bilme referansı ile konuşan birinin dediklerinin hoşuma gitmeme ihtimali, söyleyeceği güzel şeylerin bünyemde yaratacağı etkiden daha önemli olduğundan bilinmezi yaşamayı genelde tercih ediyorum.
  • Bu yazının başındaki yazma şekil ve şartlarım değiştiği ve an itibariyle feri ile nry’ın evinin mis gibi kokan mutfağından seslendiğim için satırlarıma son vererek; yemek öncesi marko ile blog dünyasını değerlendirerek spor camiasına dair bilgi açlığımı kapatmaya çalışacağım.
ps. başlık şarkısı Enbe Orkestrası & Eksik

3 yorum:

varol döken dedi ki...

yazıyı sevmezsem yazanı hiç sevmem!

bu arada burada davullar gümbürdemeye başladı bile:)

varol döken dedi ki...

hediyeler dağıtıldı... meraklısına 20 liraya ne alınır ki diyene 1 sepet dolusu 20 hediye diyorum... süzgeçten çay kaşığına, kül tablasından japon yapıştırıcısına, mandaldan gece lambasına 20 hediye, üstelik sepeti de içinde...

yaşasın japon (artık çin sanırım) pazarı!

kusburnu dedi ki...

Gezmede bile blog mu yaziyorsun sen?fery alma bu gizi bi daha evine..