26 Aralık 2010 Pazar

"hayat sürgit değil, sonu başından belli"



Hafta sonu trafiksel anlamında cinnetsel vakitler geçirdim. Hafta içi bu hallere alışık olsam da hafta sonu bu keşmekeş ruhumu da enerjimi de tüketti.
Sonra dedim ki trafik karşısında sürekli olarak isyan ediyoruz ama benim bu hadiseye bir çözümüm var mı, yani şöyle değil de böyle olsa rahat yüzü görürüz sanki diyebiliyor muyum. Açıkçası kesin bir çözümüm olsa, kariyerimi çok farklı alanlarda yönlendirir, politik açılımlar yapardım. Bu noktaya henüz gelemediğimden, bana göre ne olmamalı en azından onu söyleyebilirim.
Mesela bu eski saçma sapan otobüslerden hiçbiri artık olmamalı.  
Şehrin içine trafiği kitleyecek kocaman avm’ler ve rezidanslar yapılmamalı.
3. köprü denilen şey kesinlikle yapılmamalı.  3. Köprüyü savunanlara trafik sadece yol demek değildir, bu arabalar nerede barındırılacak bir çözümün var mı diye sorulmalı.
Kabul etmek istemesem de artık İstanbul içine araba satışı da durmalı.
Daracık sokakları ile meşhur semtlerde sokaklara park yasağı koyularak, her mahalle için katlı otopark yapılmalı.
Toplu taşımanın her türlüsü İETT vizyonundan elinden alınarak, geliştirilmeli,
Tüm trafik polislerinin görev alanları netleşmeli, ışık gibi çalıştığı için trafiği felç eden polislere bir dur denilmeli,
Arabasını tek kişi kullananlar “gerçekten tek yol bu mu” sorusunu bir kez daha kendilerine sorsunlar.
Dolmuş taksi kavramını hayatımıza daha çok sokmalı.
Ve bizlerin ruh sağlığı için özel şirketler taksicilik uygulamasına bir el atmalı…

ps. başlık şarkısı Ayrıntılar- Bülent Ortaçgil

Hiç yorum yok: