8 Aralık 2010 Çarşamba

"günler durgun hayat aynı kan kırmızı "


  • Eve gelen temizlikçi maceralarımız bir Dilber ( bknz. Mansur Forutan) fenomeni yaratmasa da bizim için hayatımızın bir döneminde hayli yer işgal eden bir unsur oldu. Bu cümlede de epeyce bir oldu ama şu an onu revize edecek mecal bende pek kalmadı. Efendim kişiliğimin Sibel Arna’ya öykünen kısmı, bu temizliğe gelen hanımlardan pek muzdarip. Öncelikle kim gelirse gelsin evde en çok işimin olduğu gün kesinlikle temizliğin olduğu gün. Yani eve düzenli gelip giden ve evi çeviren kadın figürü benim için kesinlikle bir fenomen. Daha biz ayrı konulan ütülenecekleri karıştırmama noktasına erişemedik. Bir de her temizlikçinin kendine göre favori bir işi var ve anladığım kadarıyla cam silmek çoğu için favori. Camı da muhtemelen halı takip ediyor. Detaylarda boğulmaktan ziyade büyük alanlarda yer almayı seviyor çoğu. Ama cam silme meraklarının yarısını o camlarda asılı bulunan perdeleri yıkamak için kullanmıyorlar. Ve en önemlisi sizin “zaten kendi düşünür” dediğiniz hiçbir işi siz söylemeden yapmıyorlar. Aksi halde ütülenir diye temizlikten önce yıkanıp askıya asılan çamaşırları katlamaması veya ütülememesi başka türlü açıklanamaz.
  • Kendi yazdıklarımdan ders çıkartmayı bilseydim, karşındakinden kendin gibi olmasını beklemek mutsuzluğun en büyük koşuludur lafımı hayatımın her noktasında uygular daha rahat ederdim  ama işte ne yaparsınız ki yazmak ile uygulamak arasında epey bir standart sapmam oluyor.
  • Aptallık dediğimiz hadise sadece insanın kendini ilgilendirseydi aptal olmak bu kadar büyük bir sorun olmazdı sanırım. Yani başkasının dikkatsizliği gibi başkasının aptallığı da beni etkilediği vakit o aptallıkta söz sahibi olmalıyım bence.
  • İş ahlakım gereği, akşamları evde çalışırken işimi iş bilgisayarımda yapıp blogsal ve twitsel faaliyetlerimi ise kendi netbooğum üzerinden gerçekleştirmekteyim. Sanırım bunun nedeni iş bilgisayarının gözümde hafif öcü modunda olması. İş bilgisayarında yapılan iş keyifli olmayacağına göre, keyfi kendi bilgisayarımda bulmayı deniyorum ama bir masada iki bilgisayar, yenilip içilenler ve bendeniz pek komik bir hal alıyoruz.
  • Ben yazı yazmayı geciktirdikçe, hayatımızdaki protesto ve dayak konuları giderek artıyor ve ben konuya nereden dahil olacağımı bilemiyorum. Ama mesela Beşiktaş Bursaspor maçında kafası yarılan ve dikiş atılan kadın taraftarın ben bundan sonraki her maçta da orada olacağım demesine bir türlü anlam veremiyor; heyecanı bu kadar seviyorsa Bursa’ya gidip teksas’ın ortasında maç izlemesini öneriyorum.
  • Öğrencilerin 2 gıdımlık tepkisinin bile hükümette böyle bir asabiyet yaratması hükümetin diktatörlük yolunda daha büyük adımlar atacağının göstergesi bence. Üniversiteye yumurta nasıl girer diye sorgulayan birilerinin üniversiteler hakkında nasıl bir vizyonu olabilir bunu da gerçekten merak ediyorum.
  • Hangi hükümet olursa olsun en nefret ettiğim meslek kategorisinin vazgeçilmezi olan polislerin “ölçüsüz güç” uygulamasından vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. Zaten dövme hadisenin ölçülüsü nasıl olur bunu da anlayamıyorum.


    Hiç yorum yok: