24 Aralık 2010 Cuma

"gittim, çünkü eskittim kentin sokaklarını"



  • Bunun resmi açıklamasını yapmadım ama spor hayatıma geçici bir süre ara verdim. Aslında üyeliğim bitti ama üyeliğin sonlarına doğru ben kaytarmalara başlamıştım. Bir süre daha elimde olan veya olmayan sebeplerden kaytarmaya da devam edeceğim.
  • Daha öncede yazdığım gibi, hayatıma gizliden verilen “olağan haline dönmesin” komutundan ötürü, evde TV karşısında aypop yedikten sonra sızma huzuruna bu aralar pek varamıyorum, hatta hiç Aypop bile yiyemiyorum.
  • Aslında bu aralar en çok uykum gelmesin, yarına yapılacak bir şeylerim olmasın, güzel şarkılar eşliğimde keyifli bir kitap okuyabileyim istiyorum. Ama bütün şekil şartlar oluşsa da, benim uykumun gelmeme ihtimali pek olmuyor ne yazık ki. Çünkü ne zaman boş bir vaktim olsa, otomatik olarak uyku gelip oturuyor böğrüme. Bu noktada benim bunca içtiğim kahve, kanımdaki demirleri çalan çaylar ne işe yarar merak ediyorum.
  • Kanal D, sabahın köründe yine ve yeniden Fırtına’yı yayınlamaya başladığından, evden çıkmadan önce cnbc-e’nin güne başlarken programını izliyor; benim bile evde olduğum vakitte TV karşısına çıkmak zorunda kalan kişiler için üzülüyorum. Ayrıca ekonomiyle ilgilenen kaç kişi sabah 6.00’da bu programı izlemek ister veya o saatte uyanık olur merak ediyorum.
  • Aynı şeyi, evimizin pek yakınında hayli pahalı fiyatları olan rezidanslar’ın ışıklarını o saatte yanık görünce düşünüyorum. Çünkü ben o kadar pahalı bir evde oturan kişinin benim gibi bir fani olmasını ve sabahın en bi köründe uyanık olmasını pek anlamlandıramıyorum.   
    ( Tabi bu kişiler sabahlayıp öyle uyuyan kişilerse, bunu o kadar dert etmeme gerek kalmaz) 
  • Pek muhterem aşure ayından ötürü, herkesin aşure yapıp yemesine fevkalade uzakta kalıyorum. Çünkü aşure gibi karışık bir tatlıyı takdir edersiniz ki sevmiyorum. Ama halen etrafımda aşure yapıp birbirine ikram eden insanların varlığı, “nerede o eski komşuluk halleri” yarama merhem oluyor. 
  • Yeni yılda kendime koyduğum en büyük KPI, kredi kartı ekstremdeki göreceli düşüş. Göreceli diyorum çünkü taksit belasından hiçbir zaman o tutarların sıfıra inemeyeceğini biliyorum. Bu nedenle bir dönem başarabildiğimi tekrarlayıp kredi kartımı güvendiğim ellere teslim edebilirsem ancak hayallerime ulaşabileceğimi düşünüyorum.
  • Dünyanın en saçma insanı olduğumdan, bu aralar tost mevzubahis olduğu her an, “tostumu yedim bekliyorum” cümlesi geliyor aklıma. Çağla Şıkel’in güzide dilimize kattığı bu kalıp, o zaman neden bu kadar fırtınalar koparmıştı açıkçası pek de anlamlandıramıyorum. Yani tostun genel yenme saati düşünüldüğünde, kahvaltımı ettim gel de çalışalım demenin daha pratik yoludur gibi geliyor bu msj bana. Yine de böyle saçma şeylere neden kafa yoruyorum gerçekten anlayamıyorum.  
  • Mesleksel gerekliliklerimden ötürü eşantiyon, hediye promosyon gibi şeyler kabul edemediğimden ( geldiği de yok o ayrı) bir sonraki işim için en büyük kriterlerimden biri de bu oluyor. Yani bizim büyük patronlara gelen gideni gördükçe kıskançta bir şey olduğumdan bu hissiyatlara kapılıyorum.
  • Daha önce de sormuşumdur muhtemelen ama yine de tekrarlamak istedim; sizce herkes dozunda kıskanç olmalı mıdır, kıskançlık bir özgüven eksikliği mi güven eksikliği midir? Kıskanç dendiğinde aklınıza kötü bir şey mi gelir illa ki? Sevgilisinin kendisini kıskanmasını isteyen kadınlar normal midir? Bu sorulardan daha ne gibi komplo teorileri türetilir.
ps. başlık şarkısı Denize Doğru- Bülent Ortaçgil

3 yorum:

asli atasoy dedi ki...

severiz ortacgil'i...

malumafatrus dedi ki...

bazı blog okurcularını bilmesem, sevmemek mümkün mü derdim ama gayet de sevmeyen terbiyesizler var ki, ben onları kendi hallerine bıraktım.

kusburnu dedi ki...

Ben o ben .. Kendi halinde bir perisan :)