16 Aralık 2010 Perşembe

"ben sana nereden tutuldum?"



Genel kabul görmüş dünyada, başkaları için bir şey istemek kendiniz için bir şey istemekten çok daha kolaydır.  Çoğu insan da övgü de keza aynı şekilde işler. Kendinizi “ ne şahane yaptım” bak diye tebrik edemez, ama benim arkadaşım şunu da pek güzel yapar diye bolca söylenebilirsiniz.

Benim minik prens Ege Bey’le ilişkim de aynı bu çerçevede ilerliyor. Sürekli kendi çocuğundan bahsetmeyi ayıp sanan ben, çocuk benim olmayınca iki kelimede bir kendisinden bahsetmekten hiç çekinmiyorum.
Çünkü ben herkesten öte kendimi şaşırtan bir şekilde sevgi pıtırcığı olup çıktım sayın okur. Hatta şöyle ki birkaç yazı önce, son 1 aydır güzel bir haber almadım demiştim ya,  o cümleyi son 1 aydır Ege’den başka bir güzel şey yok hayatımda diye güncelleyebilirim.
Reel hayatta da sürekli kendisinden bahsettiğim için bari blogda çenemi tutayım dedim ama bildiğiniz üzere aldığım kararların uygulamasını pek uzun vadeye yayamıyorum.

Ege’ye karşı sevgimi gören herkes otomatik cevap olarak “ kimbilir kendi çocuğunu ne kadar seversin” dese de ben yeğenin zaten yeteri kadar sevildiğini düşünüyorum. En nihayetinde kendi çocuğunuzda sahip olduğunuz sorumluluğa karşın yeğeniniz ağlayınca anne ve babasına teslim edilebildiğinden  ballı lokma tatlısı kıvamını alıyor.
İşin zorluklarını da gözlemleme fırsatı bulunca, bir minik kurbağa size epey bir vizyon misyon ve strateji kazandırıyor. Ben mesela Ege sayesinde 32 günlükken yani o meşhur 40 gün barajını bile aşmamışken (fıtık) ameliyat olmasının olağan kabul edilebileceğini içim gitse de öğrendim.  Ve her şeyden önemlisi çocuk sahibi olmanın karşılığında huzurunu terk etmenin de bir ön şart olduğunu öğrendim.

Bir de her şeyden öte nazardan korkmak gerektiğini öğrendim. Ama buna rağmen bloga kendisinin fotosunu koymaktan kendimi alıkoyamadım. Pek muhterem okurum yazının sonunda “çirkin ama yine de tüh tüh maşallah” derse, bu riski de bertaraf edebiliriz diye düşünüyor, satırlarıma son verirken içime kaçan ebeveyn ruhundan da kurtulmayı umut ediyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Bence çocuk sahibi olmak için evlenenlerin (ki var benim böyle niyetleri olan tanıdıklarım) eş tercihinde çocuk doktorları tercih sebebi olmalı. Gerçi kendisi meslek hastalığına tutulup umursamaz olup çıkarsa, tüm planlar ters tepebilir bunu da bu opsiyonun risk hesaplamasında lütfen göz önünde bulundurunuz.
ps. başlık şarkısı Boş Yere- Sıla

4 yorum:

Fery... dedi ki...

çok şeker ya maşallah 41 kere ben dün de Mete'yi gördüm ve hayatımda gördüğüm en güzel bir kaç şey arasına katarım Mete'yi bu ne güzelliktir ya :) her birinin çok güzel hayatları olur umarım :) benim yeğenlerin de tabii :))

Kon-Tiki (Ashley) dedi ki...

Çok cimcimesin çok şirinsin miniğim.Nazar olacaksın kem gözlere şiş! 41 kere de maaaşalah maşşalah.İsmi gibi asil olur bu yiğit işşalah.

malumafatrus dedi ki...

ya ben hala göremesem de mete için çok üzülüyorum feri. O halası nisa'ya pozitif ayrımcılık yapıcak diye pek dışlıyor miniği.

ashley; güzel dilkeler için 41 kere teşekkür ediyorum sana.

Fery... dedi ki...

ilk göz ağrısının yeri başka oluyor tabii ama bence de Mete hak ettiği ilgiyi büyük halasından göremiyor, nasıl güzel bir bilsen :))