30 Kasım 2010 Salı

"siz yeter ki rahat edin ben kan kusup "kola içtim" derim"


• Bu ülkedeki birçok kurum gibi sağlık kurumuna da inancım yok. Özel hastaneler bir şans faktörü gibi görülse de, bana oradaki ticarethane anlayışı daha da antipatik geliyor. Sigorta karşıladığı için cebimizden para çıkmasa da yarım saatlik muayenehane hatrı sayılır paralar kazanan ama ağzından kerpetenle laf alınan doktorlara da takdir edersiniz ki sempati duymuyorum. Özellikle günümüzdeki bilgi çağından, herkesin her şey hakkında fikir sahibi olduğu bir dönemde, karşısındakini küçük görmeyi “ o kadar okumanın” bünyede yarattığı yan etkiye veriyorum. Bu nedenle de hipokrat yeminin günümüz koşullarında baştan yazılması gerektiğini düşünüyorum.

• Ve ayrıca bizim mahallede bolca ambulans sesi duymamıza vesile olan Acıbadem Fulya’nın şehrin göbeğinde hastane açtık reklamlarına da “benzin istasyonunun da hemen dibi olur kendisi” notunu düşmek istiyorum. Bu ülkede çevre planlaması denilince insanın aklına ne geliyor gerçekten merak ediyorum.

• Bir de ben küçükken annemler işi olmayanlar için kaldırım mühendisi tanımını kullanırdı ama ben saf salak olduğumdan, bunu gerçekten bir meslek sanırdım. Bu yüzdendir ki bana çevre mühendisi dendiğiz vakit aklıma kaldırım mühendisliği geliyor, bunu da itiraf etmeliyim.

• Vizyonu bu kadar sınırlı bir ülkede tarihe sahip çıkmak çoğu insan için sadece“ermeni katliamına” karşı durmak gibi geliyor bana. Bu yüzden de yıkamazsak yakarız mantığı ile göz göre göre ihmal edilen Haydarpaşa’nın kaderinin birçok tarihi esere örnek olmasından korkuyorum. Ve ayrıca bu sahip olduklarını koruyamam durumunun mevcut hükümetle değil, tüm belediyelerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde Süzer Plaza denilen bir bina bu şehrin her yanından gözümüze sokulmazdı herhalde.

• Eski ekollere bayıldığımdan Brownie’nin ilk paketlerini tercih ederim bu nedenle de yeni ürünleri intense ile tanışmaya pek heves etmemiştim. Ama geçen Cuma, trafik bu başımıza ne gelir belli olmaz diye can havliyle çantama intense’i atıp yollara çıktım. Bir buçuk Gilmore Girls bölümü bitirdiğim yolda, karnımın gurultularını engelleyebilmek için yılana sarılmak zorunda kaldım ve şuursuzca intense’i yedim. O anda kendisini de uzunca bir süre yemeyeceğimi anladım. İçimin bayılması bir yana, o yol boyunca beni yakıp kavuran susuzluk hissiyatının tarifini yapamam sayın okur. Bu nedenle koca bir galon su yanınızda yoksa sakın ama sakın yemeyin o naneyi, hele ki artık sürekli trafikten kusmak istiyorsanız yeme fikriyatını hiç aklınızdan geçirmeyin derim ben.

• İnsanın otomotiv sektöründe çalışıp, trafiğe isyan etmesi ironik oluyor biliyorum ama cidden artık yağmurda araba kullanmayı bilmeyenler sokağa çıkmasın istiyorum. Eğer kış bir daha gelmemek üzere bu şehri terkettiyse zaten yağmur da yağmasın istiyorum. Otomotiv sektöründe çalışıp, otomobilden ısrarla hiç anlamıyor oluşumu da kişisel bir kariyer başarısı olarak görüyorum.

ps. başlık şarkısı Büyük Kaçış- Melis Danişmend

3 yorum:

Fery... dedi ki...

ben araba almak istiyorum, ne alayım?

malumafatrus dedi ki...

en güzel arabalar bizim sattıklarımız ama ben sana yine de maille diğer alternatifleri de sunayım:)

varol döken dedi ki...

kibritten araba neyinize yetmiyor fery hanım?

kırıldım, çok kırıldım...