26 Kasım 2010 Cuma

"gideni de döndürmez artık"

Hayatımda rahmetli Onur Bayraktar’ı bir kere o da vefatından 2 gün önce gördüm. Kanyon’da sırt çantası gibi bir şeyle yürüdüğünden spora gittiğini düşünmüştüm.  Zayıflığı ile birlikte ne kadar bronz olduğu dikkatimi çekmişti ve suratı pek bedbaht gelmişti nedense bana. Sabahın köründe vefat haberini okuyunca, bir de twitter’da yazdıklarını okuyunca “tesadüf mü, kader mi, ne ki bu “dedim kendi kendime. Daha doğrusu bu ölümün bir kazadan dolayı bilinçli bir tercih olup olmadığı geldi aklıma. Bunun nedenini mantıklı bir gerekçeye dayandıramayacağımı bilsem de, içimdeki bu hissi yazmadan edemedim (günahı boynuma kategorisindeyim). Gittiği yerde huzurlu olmasını dilerken, bu motosiklet hadisesinin diğer kullanıcılara da ders olmasını canı gönülden diliyorum. Keşke o hız tutkusu hayat tutkusunun ötesine hiç geçmese.

Reha Muhtar şu dünyada inanıp sözünü dinleyeceğim bir insan değil. Bu nedenle vakti zamanında oda tv “deniz uğuru” yalısından kovdu diye haber yaptı diye “yalan bunlar” minvalinde isyanlarda bulunmasına inanmamıştım. Bugün de keze ben aslında hissiyatlı insanım şeklinde yazdığı yazıya inanmadım. Kaldı ki, ben sevgilimden ayrıldım diye köşe yazısı yapıp bir de bundan para kazanılmasına ultra gıcık olduğumu zaten tahmin edersiniz. ( bilmeyenlere kısa özet, kendisi Deniz Uğur’U beraber yaşadıkları evden kovuyor ve çocuklarını göstermek istemiyor ama sonra çocukları anneleri alıyor ve şimdi de Reha Muhtar’dan 30.000 TL nafaka istiyor. Deniz Uğur’un yaşadıklarının bir kısmı magazinden mütevellit bildiğimiz şeyler. Kendisi “Allah çirkin bahtı versin” örneğinin en güzel örneklerinden. Ne yazık ki başına gelmedik kalmadı. Bu aldığı yaralarla da bundan sonra da birilerine güvenip hata yapması da ne yazık ki çok muhtemel.
Yine elalemin işine burun sokacağız mecburen ama sevdiğim adamdan çocuk sahibi oldum, ne gerek var imzaya diye evlenmeyen kadınların böyle hüsranlara uğraması açıkçası beni hiç şaşırtmıyor. Evet kimse ayrılmak için evlenmiyor ama her beraberliğin bir sonu olma ihtimalini de kimsenin unutmaması gerekiyor. İşin kötü kısmı da bu sonların çoğu pek şıkta olmuyor, sonrasında bir tarafta da 90’a birçok gol yiyor. Ayrıca burada sadece kadınların mağduriyeti  de söz konusu değil, bugün Ayşe Arman’ın köşesinde okuduğum hadise de olayın çift taraflığı ne gibi sorunlar yaratabileceğini gayet iyi gösteriyor.

Magazin aleminin bir başka hadisesi de Mehmet Ali Erbil’in gönül yarası. Çoğu kişinin eden bulur mantığında yaklaştığı olaya MAE’nin bu kadar tepki gösterme nedeninin şımarık ve küçük çocuk sendromu olduğunu düşünüyorum. Kendisi bundan önceki tüm eşlerine söz geçirtip ve çocuklarının anaları olarak hayatlarında tuttuğu için şimdi genç, güzel ve hırslı bir kadınlar evlenmenin bedelini pekala ödüyor. Tuğba Erbil’i ne yani 3.000TL’ lik evde mi oturacağım” beyanatından ötürü Allah’a havale etmiş olsam dahi; vakti zamanında evli bir erkekle beraber olmak, daha sonrasında da komşusu olan bir adamla ( hadi diyelim ki boşandıktan sonra) birlikte olmasının Türk halkının muhteşem ahlakına ters düşeceğini ve bu yüzden de medyanın kötü kadını  olacağını bir magazinbiliri olarak hatırlatmayı boynumun borcu sayarım.  

ps. başlık şarkısı Sıla Gençoğlu-  acısa da öldürmez

Hiç yorum yok: