3 Kasım 2010 Çarşamba

"çizdim sildim geçmişimizi, geleceğe dair bütün eskizleri"

Uzunca bir zaman sonra bugün yine gerçek hayatın içine girdim sayın okur. Bilmeyenler için söyleyelim, gerçek hayat benim gibi Şekerpınar’da çalışıp  güneş doğmadan servise binip akşam iş çıkışı kürkçü dükkanına dönen, bu süreç içinde de bolca tır&kamyon görenlerin bir çalışma günü şehrin merkezinde geçirdiği zamandır. Diğer bir tabirle olağan akvaryumumdan kayıp balık nemo gibi kaçıp denize düştüm.

Bir önceki işi şehrin fazlaca göbeğinde olan bir insan olarak bu sürgün halinden zaten çok sıkıldığımı biliyordum. Ama bugün bir de böyle bir kalabalıkta yaşamayı unutmuşum onu anladım. Evden kahvaltı yapıp çıkmanın güzelliği, servise yetişme zorunluluğunun olmaması, biraz erken çıkıp dışarıda bir yerde kahvaltı bile edebilecek olma fikriyatı, öğlen yemeği boşverip başka şeyler yapabileceğini bilmek falan kesinlikle paha biçilmez. Ya da sahip olmayanlara uzaktan öyle gözüküyor.

Ama fakat ve lakin, çalıştığınız yere, ev- iş mesafenize, işe gitmek için kullandığınız ulaşım araçlarına göre; izole hayatın da bazı avantajları olabiliyor. Mesela ben hatırlarım, eskiden sabahları bindiğim Üsküdar- Beşiktaş motorunda mutsuz uyanamamış insanlar görmekten yorgun düşerdim. Veya bunun dışında pek de hatırlamak istemediğim insan kalabalıkları var. Yemekte, yolda, bilumum sıralarda yan yana düştüğünüz, asabiyet yapmanıza sebep olan gereksiz külfet halleri. Ve her şeyden öte bir de trafik hadisesi var ki, bu anlamda bizde arada trafikle çok fena bozuşsak da, her gün Maslak- Anadolu yakası trafiğini çekmediğim için kendimi şanslı adlediyorum.

Ve hatta bunu dediğim için kendime şaşıyorum ama Maslak’ta çalışmadığım için de kendimi şanslı sayıyorum. Bu fikriyatlarım Levent, Nişantaşı, Gayrettepe, Esentepe taraflarında anında değişir o ayrıJ

Anlayacağınız sudan çıkmış balık gibi olmasam da, bir afalladım bugün. Az biraz “onlara” öykündüm, az biraz da “şikayet ettiklerimin de iyi yanı varmış, hakkını yemeyim” dedim. Bu yüzden bir geçiş süreci olsa 3 gün hayat, 2 gün dağ başı ekolüne mi geçecek bir mucize formül beni bulsa dedim.

Daha başka şeyler de demiş olabilirim ama bunları arkası yarın (uyku) yapmakta fayda görüyor, bu şehirde yaşayan tüm fanilere de sabır diliyorum.

Hayat anektotları;
  • Bu akşam İtü metro girişindeki jetonmatik sırasında, önce bozuk para ile jeton almayı deneyen, makine sadece kağıt para aldığından 5 lira ile şansını deneyen, benim de sadece kağıt 20 TL’m olduğu için, “ben size bozuk para versem bana da bir jeton alabilir misiniz?” soruma öküz öküz bakıp, kendince bir şey geveleyen ve sonra da giden, beni o sırada 20 milyondan arta kalan bozukluklarla boğuşmaya mahkum bırakan kız; beddua yasağımı senin için deldim. Bir güzel arkadan laflar ettim. Hani başıma neden bunlar geldi derken, bil ki sebebi benim.
  • Ayrıca yine bu akşam metro sonrası bulabildiğim taksiyle, dönülmeyecek yerden u dönüşü yapmak için polisten izin isteyen, mazeret olarak da “hanımefendi hastaneye” gidecekmiş yalanını uyduran taksiciyle ortak oldum; polisin inanmaz gözlerine karşın bir de kendisine teşekkür ettim ve u dönüşümüz trafiği hiç etkilemediğinden kendimden de utanmadım, yalanım yok.
ps. başlık şarkısı "Senle yarınım yok ki" ile Gripin

4 yorum:

varol döken dedi ki...

malumafatrus hanım'ın şehir maceraları isimli çizgi dizi için özlük haklarınızı (copyright'ın türkçesi:) talep ediyorum...

malumafatrus dedi ki...

eğer beni her daim güzel çizip, haklı göstereceksen prensipte anlaşırız...

varol döken dedi ki...

o öfkeli ve beddua eder halinizi güzel çizecek süper yetenekli bir çizer bulursam size geri döneceğim:) gerçi ben biraz daha japon mangalarındaki gibi öfkelenince böyle gözleri kaybolan ve perçemini üfleyip duran bir karakter düşünmüştüm ama:)

malumafatrus dedi ki...

beddua ediyorum diye çirkin bir hale dönüşmüyorum ya, normal normal yürüyüp tüm isyanlarımı içimden ediyorum bu bir..

kahkül perçem kalmadı artık saçımda, normal uzun saçlıyım ben perçemi üflemem gerçekçi olmaz, bu da iki:)