31 Ekim 2010 Pazar

"ya gülersin, ya ağlarsın sebebi çok mu önemli"


  • Sinan Çetin- Ali Ağaoğlu reklamını izlediğimde her seferinde aynı sorgu çalışıyor beynimin arka planında, “hangisi daha itici acaba?”. Galiba sanırsam Sinan çetin’e daha kıl oluyorum. Yani o para sahibine yalakalık yapma halleri, o “ay ben beceremiyorumcu tavır” parayla ilişkisini çok açık ve net bir şekilde ifade etmekte.
  • Nur Çintay’in Radikal’den sonraki adresi gerçekten tam da kendine göre bir gazete olmuş. Ve kendisi ilk haberiyle de görevinin hakkını fazlasıyla vermiş.
  • Öyle Bir Geçer Zaman ki, Osman vesilesiyle gönlümüzü çalsa da, yavaş yavaş Küçük Kadınlar ekolüne çalıyor ve sanırım bu noktada da gözyaşının getirdiği rating senaristlerin pusulası oluyor.
  • Sınavcı kurum ve kuruluşları nasıl beceriyor bilmiyorum ama her zaman ileri saat veyahut geri saat uygulamasına geçildiği güne sınav tarihi set edebiliyor. Aynı şeyi yüksek seçim kurulu da referandum tarihini belirlerken becerebiliyor. Anlayacağınız gelece öngörüsü devlet erkanında da pek kendini gösteremiyor.
  • Bu tatil meftumu  çabucak geçip gittiğinden mi bu kadar çabuk sona eriyor idrak edemiyorum. Ama yine de güneşli Pazar günlerinin destekçisi ve sempatizanı olduğumu belirtmek isterim.
  • Youtube’un açılması; hakkımız olanı rica minnet istemeye güzelce alıştırıldığımızın en güzel örneği oldu. Hatta ve hatta bence bu seçim meydanlarında hükümetin başarılı bir icraati olarak reklam bile edilebilir. “Youtube açılmaz diyorlardı ben yaptım oldu” türünden bir Ağaoğlu beyanatı pek tabi güzide yurdumuzda kabul görecektir.
  • Otomotiv sektörünün otomobilsiz çalışanı olarak şunu belirtmeliyim, autoshow dediğimiz hadiye potansiyel araba alıcısı gitmez. Yeni ürünlerin lansmanı bilgilendirmesi için gerekli olsa da, Ali Ağaoğlu vb.lerinin o araçları fuara gitmeden alabileceğini, yeni ürünlerin kendilerine özel olarak sunulabileceğini ben şahsen biliyorum. Kısacası ben autoshow’un araba satışlarına pozitif etkisinin kısa vadede olmadığını, olayın daha çok prestij amaçlı olduğunu bu nedenle araba almaya gidenlerin, hele de bir hafta sonu yolu oralara düştüyse karşılaştıkları kaos nedeniyle bir an evvel kirişi kırmak isteyeceklerini düşünüyorum.
  • Kitap okuyamazlığım çaresiz bir noktaya geldiğinden kendimi son çare olarak Boleyn ruhuna emanet ettim. Eğer serinin bilmem kaçıncı kitabı Beyaz Kraliçe de beni kurtaramazsa, kaybolan kitap okuma alışkanlığım için ilan vermem gerekecektir.
  • Bu kadar kitap desem de, bugüne kadar bir kitap fuarına gitmediğimi de itiraf etmem gerek. Açıkçası bunu ne bir artı ne de bir eksi olarak görmekteyim. Ama o kadar uzağa, o kadar kalabalığın içine gitmek nedense ürkütüyor beni. Bir de tabi, sevdiğim yazardan imza almak, onun fikriyatlarını dinleyebilme imkanına sahip olmak da pek cazip gelmiyor bana.
  • Kitap fuarı gibi İstanbul’da olmanın sunduğu birçok avantajı da bugüne kadar es geçtiğimin bilincine vardığımdan kendime “ bu kadar sıkıntısını yaşıyorsun, azıcık da nimetlerinden faydalan bre şuursuz” dedim ve bundan sonra İstanbul’u bir turist gibi yaşamaya karar verdim.
  • An itibariyle saçlarıma bakım yapmak gayesi altında tarifi olmayan bir hale girdiğim için satırlarıma son veriyor, medya televizyon ıvır zıvır fikriyatlarımı başka bir yazıda devam ettirmeyi hayal ediyorum. 
ps. başlık şarkısı 50/50 ve Redd

3 yorum:

İrma dedi ki...

boleyn kızı serisi senin derdine derman olur;)

malumafatrus dedi ki...

şimdilik gayet oldu gibi duruyor. Havaların da etkisiyle uzun zaman sonra kargalardan önce yaptığım servis yolculuğum da çok şükür kitap okuyabildim.

Yaşasın kraliyet entirikaları...

varol döken dedi ki...

kimse sinan çetin'den daha antipatik olamaz...