11 Ekim 2010 Pazartesi

"sevdim ya seni miladım o gündür"


  • Uzun zamandır kahvaltı arayışlarında yeni bir durak denemedim, bu işe bir dur demek lazım diye hafta sonu fırıncı cafe Breads’de başladım güne. Kahvaltıyı orta karar buldum ama daha da vahimi adı ekmekçi olan bir mekanın simit, ekmek vb. türünden karbonhidratların bu kadar kötü olmasını anlamlandıramadım. Ve şahsen bir kahvaltının mihenk taşının ekmeği olduğunu düşündüğümden, ruhsuz ekmekli kahvaltıya hayır diye isyan ettim.
  • Telefon veyahut laptop alacağım vakit genelde Teknosa ile haşır neşir olsam da, kendilerini hiç beğenmediğimi belirtmek isterim. Misal Pazar günleri sanki çoğu şubesi yarı kapalı ve bir şeyler sormak için epey dönüp dolaşmanız lazım. Kaldı ki, elemanları da bir teknolojik alet marketinde değil de normal bakkalda çalışıyor gibiler. Hele ki giydiği o turuncu kıyafetleri sıklıkla yenilemedikleri için vizyon misyon olarak da fevkalade antipatik durmaktalar gözümde. Bir de Türkiye’de sadece kendilerin sattığı bir ürünün aksesuarlarını nasıl satmazlar onu da eleştiri tabloma iliştiriyorum.
  • Hayatın bazı noktalarında öyle şeyler duyuyor görüyorum ki, en arabesk dizilerdeki senaryoların gerçeklik payının hiçte anımsanmayacak kadar yüksek olduğunu anlıyorum. Ama o çok farklı hayatlar yan yana gelince nasıl bir denge kurulabilir o kısmı henüz çözemiyorum.
  • Bir de nerede dram var nasıl buluyor ve kendime çekiyorum bunu idrak edemiyorum.
  • Uyku dediğimiz şeyin fazlası kesinlikle zarar. Hatta en güzeli 4-5 saat olanı bence. Diğer yandan ise uyku en güzel unutturucu ve en güzel ilaç, kötü geçen bir günü silme hayali.
  • Saçlarım sonbaharla imtihanında her daim sınıfta kalıyor ve ben attığım her adımda saçımdan bir hatırayı ekmek kırıntısı misali arkamda bırakıyorum. Bu durumda “gelişmiş teknoloji” lafını da külahıma anlatmalarını rica ediyorum.
  • Trafiğin kilit olduğu zamanlarda bir yolun kapatıldığını, o yolda bir devlet büyüğü!! rahatça geçebilsin, halktan kendini soyutlayabilsin diye bacakları titrer şekilde “bir şeyler yapar görünen” trafik polisleri kadar beni bu şehirden soğutan bir şey yok. Hissiyatım öyle bir boyuttaki bir gün bir trafik polisinin yanına gidip, “bugüne kadar bir hayrın mı dokundu da şimdi orada düdük öttürüyorsun be adam” demeyi gerçekten düşünüyorum.
  • Haliyle politikacıların twitter’da “ben yolların kapanmasına vesile olmam, asgari güvenliği sağlarım” beyanatlarına da epey gülüyorum. Bu ülkenin vatandaşı olarak her gün bir başkası tarafından kandırılmaya mahkum olmayı, herkesin kendi doğrularını süsleyip püsleyerek bize sunmasını da gelecek karamsarlığı haneme yazıyorum.
ps. başlık şarkısı Eylül- Yonca Lodi

4 yorum:

varol döken dedi ki...

herkesin kendi doğrusunu süsleyip püsleyerek bize sunması... ben bunu facebook iletisine çevireyim...

varol döken dedi ki...

herkesin doğru denen bir çikolata kutusu vardır ama çok azının içinde gerçekten çikolata vardır...

varol döken dedi ki...

ya da şöyle:

herkesin doğru denen bir çikolata kutusu vardır ama hiçbirinin içinde çikolata yoktur...

varol döken dedi ki...

ama en çok vulgar içerenler sevilir:

herkesin doğru denen bir çikolata kutusu vardır ama aslında hepsinin içinde aynı bok vardır!