31 Ekim 2010 Pazar

"bırak yıldızları kayıp gitsin, yarın başka bir dilek dilersin"

  • Medya camiasının arka planının  bildiği ama benim kişisel google çabalarım ve sebep sonuççu yaklaşamımla çözemediğim bir hadise, Cüneyt Özdemir- Soner Yalçın işbirliğinin neden bittiğidir. Yani bugün ikisinin internet sitesine bile bakınca aslında tarzlarının ne kadar farklı olduğu anlaşılıyor ama bu fark dün ortaya çıkmadığına göre kopuşun başka nedenleri olduğunu kendi komplo teorici yanımla uyduruyorum.
  • Ayrılan sevgililerin ortak arkadaş problemi gibi, Oray Eğin’in de bu ilişkide iki tarafla da iyi olan ama sanki Soner Yalçın’a daha yakın olan bir duruşu olduğunu düşünüyorum. Hatta düşünmekten ziyade emin de olabilirimJ Ama fakat ve lakin, Oray Eğin ‘in Cüneyt Özdemir’İn de içinde bulunduğu grubun Fethullah Gülen ziyaretinin kimler tarafından karşılandığına dair ısrarlı sorguları ve daha sonra Yeni radikal’e dair fikriyatları, tarafını daha net belirginleştirdiğine dair kanıtlar oldu benim gözümde. Yine kendi kendime gelin güvey oluyor gibi oldum ama okuduğumdan hissettiğim budur ve medyada yazmayınca da bizim gibi fanilere sadece hissetmek kalır.
  • Yine bu grubun Soner Yalçın tarafında olduğunu düşündüğüm Tuğçe Tatari’nin evlilik sonrası yazılarına dönerken eşinin soyadının da kendisine eşlik etmesi olağan olmakla beraber, onun tarzında bir yazardan da beklemediğim bir tavırdı. Zaten yazılarına geri dönerken evlendiğini belirtti, illa soyadı da iliştirmek yazılı medya için şart mıydı, ben şahsen emin olamıyorum.
  • Gündüz kuşağının ve evde zaman geçiren annelerimizin fenomeni Derya Baykal, hafta sonu da program yaptığından aile yanında olduğum vakit kendisini izlemek durumunda kalırım ve şahsen kendisinden hiç hazzetmem. Antipatimin nedeni de programda kendisine eşlik eden kişilere  fazla sabırsız ( aynı ben) aynı zamanda da saygısız ( inşallah ben değil) olması nedeniyle uyguladığı “hadi hadi hadici” üsluptan kaynaklanmaktadır.
  • Bunu Ordu seyahatimden sonra yazmışmıydım emin olamıyorum ama bence kuaför hadisesi kesinlikle erkek tekelinde olması gereken bir hadise. Yani bugüne kadar bırakın kesimi ve boyayı, kendinden emin bir şekilde fön çeken bir kadına ne yazık ki rastlamadım. Bu noktada diş hekimliği konusunda erkek ayrımcılığı yapmam ama kuaförcülük konusunda yapabilirim sanırım sayın okur.
  • Bir Bandırma dönüşünde saçımı kestirmemiş olmam da kişisel tarihimde ender rastlanan bir gelişme olduğundan kendisini sanal ortamlara not düşmem gerek. Aynı zamanda, saçımı risk almadan kahve adı altındaki boyayla boyamama rağmen simsiyah bir sonuçla karşılamamı, bazı kendini bilmezlerin de “mavi siyah mı saçınızın rengi?” sorusunu ısrarla sormasını bugüne kadar anlamadım anlamayacağım da herhalde süse püse düşkün okur.
  • Bir de Oktay Ekşi hadisesi ( ardından gelen istifası), kelimelerin derin manası konusu var ama onu da bilahere bir yazı konusu yapalım. Çünkü hem tatilin bitmiş olması hem de dönüş yolunda olmamdan mütevellit çifte kavrulmuş lokum kıvamında bedbaht ve bir o kadar da fikriyatsızım.
  • Yarışmacı arkadaşlara başarı dilerken, kendime teselli ikramiyesi niyetine huzur ararım.
ps. başlık şarkısı Sen Kendinde Ol Yeter- Redd
ps.2. Blog resimleri bizibozmaz aracılığı ile bulduğum bir siteden.

1 yorum:

varol döken dedi ki...

yeni kelimeler:

bedbin
namütenahi
katakulli