12 Eylül 2010 Pazar

"we'll do it all everything on our own"



Basketbol milli takımımızın en yaşlısı olan Hidayet Türkoğlu'nun ümit milli takımın en küçüklerinden olduğu vakitlerden beri basketbol salonlarındayım. O zamanlar aklı hür, vicdani hür bir birey olmadığım ve İstanbul'da yaşamadığım için de ailemi de peşimde sürüklerdim.

Bu yüzden bugün artık abi sıfatındaki Kutluay da, milli takım yıldızı Hidayet de ailemizden biridir anneme göre. Bugün de aynı şeyi giyseler de, "kısa paçalı donla gezdiğiniz hali bilirim ben" edasıyla izler bu sebeple maçları.

Dün akşam da aynı üslup hakimdi evimizin salonunda. Babam sakin ve iyimser izleyiciyken, annem ateşli ve heyecanlı taraftar rolündeydi. Bense uzun zamandır bu kadar heyecanlı bir maç izlememenin şaşkınlığı ile ne olacağını bilemeyen taraftım.

Maça dair çok şey söylenebilir. Söylenmeli de aslında. Çünkü Türk basketbol tarihi böyle bir günü kolay kolay bir daha göremez herhalde. Bundan ötesi dünya şampiyonluğu ki, biz an itibariyle bu ihtimale %50 sahibiz de zaten.

Kaldı ki, bana göre bugün yenilsek de bu başarı gölgelenmez. Milli takım, topun kendisini hiç sevmediği bir günde, bu kadar iyi oynayan Sırbistan'a ( ki severim Sırp ekolünü, severim Teodosic'i) karşın son salisiye kadar vazgeçmiyorsa, bu takım benim gözümde zaten şampiyon olmuştur.

itiraf ediyorum, final biletimi alırken, nasıl olsa usa final oynar büyük ihtimalle de karşısında da Sırbistan olur diye düşünmüştüm. Şimdiyse Tv'de izlemenin her zaman çok daha rahat olduğunu bilsem de keşke bayram olmasaydı ve yarı finalde de o salonda olabilseydim diyorum.

Bir de maçın dönüm noktası neresiydi, oyunu çeviren oyuncu kimdi diye düşünüyor ama tek bir isimle işin içinden çıkamıyorum. Kerem desem, Ender'e, Sinan desem Ömer'e, Semih desem Hidayet'e haksızlık edecekmişim geliyor. Açıkçası dün akşam Ersan dışında herkes maçı koparan oyunculardı diye düşünüyorum. Ama Ersan da yarı finale kadar bizi getiren oyunculardan olduğundan varsın bir maçta şansız olsun diyorum.

Ve kırmızı enerjimi çalsa da bugün kırmızıları giyip (şu an içinde bulunduğum deniz otobüsü yamuk yapmazsa tabi) Avrupa'nın an itibariyle en iyisi olan milli takımımızın dünyanın en iyisi olmak yolundaki mücadelesini izlemeye Sinan Erdem yollarına düşüyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Hidayet yine ve yeniden maddi destek talebini yaptığına göre ya kendisinin ya takımda birilerinin mali durumu fena diye düşünüyorum.
  • Sahanın heme kenarında reklam panolarının arkasında maç izleyen bir günlük basketbolsever ünlülere ultra gıcık oluyorum.
  • Bu turnuva da Türk milli takımı defterini kapatan Mehmet Okur'a iyi bir ders olmuştur diye umut ediyorum.
  • Bir de Irmak Kazuk ne kadar sempatik olursa olsun, Murat Kosova olsaydı orada keşke diye her maçın sonunda hayıflanıyorum.
  • 12 Dev Adam marşından ötürü Athena'nın torunları bile basketbol maçlarını en iyi yerden izler herhalde diye düşünüyorum.
ps. Fotoğrafın adresi bir dev adamdan.
ps.2. Başlık şarkısı Chasing Cars ve Snow Patrol

3 yorum:

HAYATIMDAKI D'ler-Pınar dedi ki...

Benim dikkatime çeken ne oldu biliyor musunuz?,
<maçın en kritik anı.Herkesin suratında bir endişe.Bir tek,Arda Turan ın yanındaki Sinem Kobal'ın suratında,garip bir gülümse..herhalde maç boyunca olan bitenden bi haber...Komik kız vesselam.. :))

malumafatrus dedi ki...

ne yazık ki ben de denk geldim o sahneye. Kendisi bu konuda Demet (Şener) Kutluay'dan ders almalı bence:)

İrma dedi ki...

sinem kobalda futbol maçında heyecan yapıyordur demet kutluaydan farkı bu olabilir tabi yüzümde eblek gülüş hep de olabilir onu bilemiyorum:)
yazına gelince bende uzun zamandır bu kadar heycanlı bi maç izlememiştim hatta hemen bloguma gelip yazdım an itibariyle 2. de olsak çok mutlu ve gururluyum. maç bitti ben hala içimden hu ha dev adaam die şarkı söylüyordum athena ve torunları konusnda kesinlikle haklısın;)