30 Eylül 2010 Perşembe

"kötü bir roman gibi hikaye bir türlü gelişmez"

Bilirsiniz büyük konuşmayı hiç sevmem sayın okur, ama yine de kendimi yerine koymadığım insanların faaliyetlerine iki kelam laf edeceğim müsadenizle. Mesela bana göre çocuk sahibi olmak zaten başlı başına bir bencillik iken hasta olduğunu öğrenince, spermlerini donduran eşi öldükten sonra kendisinden çocuk sahibi olmak bencilliğin alası olmakta. Diyeceksiniz ki, sevdiği adamı kaybetmiş ondan bir parça taşımak istiyor falan filan. Ben de diyeceğim ki, bir insanı baba kavramından yoksun bir şekilde büyütmek tek başına verilecek bir karar olmamalı. Yani bu anlamda sperm bankalarından çocuk doğuran kadınlara da sesleniyorum, o çocuğu “sadece” kendiniz için doğurmuyorsunuz. Onun sağlıklı bir birey olması için biraz daha boyutlu düşünmekte fayda var kanımca.

Bizim stajyer hallerimizi eski yazılardan bilirsiniz. Dağ başında olmamızdan ötürü özellikle lise stajyerlerimizde, “bize çok uzak” diye düşündüğümüz hayatların cumburlop diye içine düşüyoruz. Doğu ve güney illerinde imkansızlıklar içinde okumaya çalışıyor çocuklar diyoruz ama aslında o kadar uzağa da gitmeye gerek yok, İstanbul’un içinde bile öyle büyük uçurumlar var ki, yüzyüze gelince güzellik uykunuzdan uyanıyorsunuz.
Çocuklar cemaatinden devam edersek, hayranlığımı abartmakta fayda görüyorum ben “Öyle bir geçer zaman ki Osman”’a kurban olurum ( politik gündemi de takip ediyorum gördüğünüz üzere). Ya Osman hiçbir şey yapmasa da şahane bir şey ama o acıların çocuğu olması, hiçbirimizin içinde kalmayan saflığı izlediğim şey dizi dahi olsa barındırması falan bitiyor beni. Dizileri gerçek sanma yolunda ilerlediğim için de, zaten sevmediğim Erkan Petekkaya’dan nefret etmem vesile oluyor o sulugöz halleri. ( i love dram)
Kanal D sabahları uzun zamandır Ihlamur Altında’yı verdiğinden, hem tertip Sinan Tuzcu’yu hem de Tuba Büyüküstün’ü gözü çapaklı halde izleme şansı buluyorum. Ve şunu söylemeliyim ki, Sinan Tuzcu neden ve kim için o bıyıkları bıraktıysa kendisinden tazminat talep etmeli. Tuba Büyüküstün ise güzellik kıyaslamasında Beren Saat ile yarışsa da, oyunculuk konusunda öyle bir yarışa hiç adım atmamalı. Bir kere ses tonu çok ruhsuz, oyunculuğu da tek tip geliyor bana ki, durup dururken kıza bu asabiyetim neden orasını çözemedim.

Asıl dün okuduğum bir haberle Sezen Aksu’ya asabiyet yapmıştım, onu da hemen paylaşıyım. Gazetelerin yalancısıyım ama Uzay Heparı’nın oğlu ile Sezen Aksu bugüne kadar hiç tanışmamış. Blogokurları içinde hışmından korktuğum Sezenaksuseverler olduğundan SA hakkında çok derin bir analiz yapmaktan kaçınıyorum ama Onno Tunç’un kızının iki doğumunda da Amerikaya koşan Aksu, Zeynep Tunuslu’dan nefret etse de falan da olsa o yetim çocuğa sahip çıkamaz mıydı diye sormadan edemiyorum.

Aile keyfinden ve sporsuzluktan ötürü evde her akşam haberleri izlemekten dolayı hayattan erken emekliliğimi isteyecek noktadayım. Bana kalsa sadece çatık kaşlı ve heyecanlı haberci Cüneyt Özdemir’i izlerim ama tüm haberler 18.45’de başlarlarken kendisinin programı 19.30’da başladığı için çifte kavrulmuş ruhsal tacize maruz kalıyorum. Sırf bu yüzden spor iyidir ve hayatın gerçeklerinden bir süreliğine de olsa kaçmanız vesile olur sayın okur.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

Sezen Aksu demişken, aklıma evetçiler geldiği için, Kenan Evren’i yargılatacak pek muhterem darbe karşıtlarının suç duyurularındaki gidişat ne alemde, bu gelişmeler de “evet çığırtkanlığı gibi” bizimle paylaşılsın istiyorum.

ps. Başlık şarkısı Tamam böyle kalsın- Redd

3 yorum:

Fery... dedi ki...

gazetede 2 yıl önce ölen eşinin dondurulmuş spermleri ile çocuk sahibi olan kadının haberini okuduğumda aynı şeyi düşündüm benim nezdimde de çok büyük bir bencillik, bakalım mutlu mesut olacak mı ileride o çocuk hiç sanmıyorum...

Osmaaaannnnn, miniğim ya nasıl tatlı bir şey o, Osman benim çocuğum olsun eylemim var, katıl sende :)

Sezen Aksu'yu çok seven bir insan olarak Evet demesine ne kadar şaşırdıysam Uzay Heparı'nın oğlu ile tanışmamış bile olmasına o kadar şaşırdım.

varol döken dedi ki...

önce haris alexiou vardı...

Adsız dedi ki...

Sperm dondurma ya da sperm bankası vasıtası ile "babasız" çocuk sahibi olma konusunda aynı endişeleri paylaşsam da, sizin kadar net bir taraf alamıyorum bu duruma."Anne ve babalı" ailelerde yetişen her çocuk da sağlıklı bir gelişim göstermiyor ne yazık ki.Bununla beraber boşanmadan tutun da, ölüm vb. sebeplerle baba ya da anne olmadan büyüyen ama toplumdaki bir çok kişiden daha tutarlı ve sağlam karaktere sahip insanlar da tanıyorum.Hayatta herşey net kurallarla ya da dengelerle yürümüyor sanıyorum.
Sezen Aksu'yu sev(e)meyen bir insan olarak henüz tutarlı bir davranışını medyadan takip edebilmiş değilim zaten.
Bu ülkenin başbakanı olan şahıs tarafından külhanbeyi edasıyla "darbeci" olarak nitelendirilen kesimden biri olarak ise merak ettiğiniz konuyla bilgilendirme talebinizi sonuna kadar destekliyorum.Malum kendileri o "darbeci" anayasasının bir sonucu olarak bugün bulundukları konumdalar.İhtilal zamanı, sırf solcu olduğu için askeri cezaevinde öldürülen akrabası olan ben ise "darbeci" oldum.