7 Eylül 2010 Salı

"if god will send his angels would everything be alright"


Canımın U2 köşesi;


Evet efendim ben de dün İstanbul’un büyük bir kısmı, twitter alemin %72’si, blogglerların %64’ü gibi dünya gözüyle U2 ‘yi izleme şansı buldum. Bir yıl önce biletler şatışa çıktığında, dünya hali ne olur ne olmaz o zamana kadar demiş, üstüne, hafta içi olimpiyat stadı mı çok tehlikeli diye de kendi kendime not düşmüş ve bu bilet olaylarına hiç girmemiştim. Ama işte kırk yılda bir şans yüzüme güldüğünden son dakika bileti ile yollara düştüm.


Gidişimiz metrobüs vasıtası ile oldu ki, ilk defa Avrupa yakasında metrobüs kullandığım için itiraf ediyorum yol bana uzun geldi. ( ben daha çok zincirlikuyu- beylerbeyi seferine aşina olduğumdan) Ama metrobüsten sonra yaptığımız dolmuş yolculuğu ile asıl uzunluk neymiş onu anladım. Yolun uzunluğundan ziyade, İstanbul’un nasıl acayip, nasıl başı sonu belli olmayan bir şehir ( aslında bir ülke) olduğunu idrak ettim.

Üzerinde Olimpiyat stadı yazan dolmuşun, staddan 5km uzakta bizi indirme fikriyatı, konsere gidenlerin çoğunluğu sayesinde reddedildi ve daha sonrasında da bir IETT otobüsüne sıkışılıp o çöldeki vahaya ulaşıldı. Snow patrol eşliğinde olimpiyat stadını tavaf ederek yerimizi bulduğumuzda, sıra beklemediğimiz ve bir sıkıntı çekmediğimiz için “başımıza neler gelecek kimbilir” korkum konserin sonuna ertelenmiş oldu.

Snow Patrol biz salona girdiğimizde veda ettiğinden, U2 çıkana kadar, dağ başına olimpiyat stadı yapan zihniyet kimdir acaba diye düşündüm, twit aleminde takıldım, hatta pekcan’dan konserde bari twitterla uğraşma diye de online fırça yedim.

Yanılmıyorsam 22.00 gibi U2 sahneye çıkınca da olimpiyatı da dağ başındalığı da (en azından bir süreliğine) unutup gittim. Öyle bir stadda, sahne içinde değilseniz bir de, konser atmosferine kolay kolay girmeniz mümkün değil ama işte öyle bir ışık ve sahne sistemi vardı ki, her şeyin için dahil oluyordu birden insan.

Cumartesi’den beri Bono’nun politik kimliği, köprüsü ıvırı zıvırı bolca tartışıldığından o konula hiç girmeden şunu belirtmek isterim ki, Bono iyi bir şov adamı. Yani klişe deyimiyle sahnesi iyilerden. O kadar saat, sesinde hiçbir falso olmaması, bir yere takılıp kalmaması ve seyirci ile iletişim kurması kesinlikle şapka çıkartılacak cinsten. Seyirci ile iletişm derken, sahneye çıkartıp dizine yatıp şarkı söylediği dans ettiği kızı bilahere yadetmek isterim. Yani, şans kader kısmet emek falan filan ne denirse densin her faninin böyle bir anısı mutlaka olmalı bence. O şanslı kızı da çok yakında gazetelerde etraflıca tanırız bence.

Süpriz izleyiciden sonraki diğer ve asıl süpriz de Zülfü Livaneli oldu. U2’nun amacı politik de bir kimliği olan sanatçı seçmekti herhalde diye düşündüm. Sonra işte bir yandan Egemen bir yandan Zülfü, nasıl olacak bu iş Bono Bey diye içimden geçirdim. Politik bir kimliği de olan kaç sanatçı var Türkiye’de, Livaneli yerine kim çıkabilirdi acaba diye de düşündüm ama fakat ve lakin cevapsız kaldım.

Sona doğru her şey daha da bir güzelleşti gibi geldi, kocaman olimpiyat stadı önce uzay gemisi indirme alanına sonra diskoya döndü. With or without you’yu da söyleyince, bize yollar göründü. O yollar sayesinde, emlakçılardan sonra düzene de bolca küfür ettim.

Düzenle beraber,
  • Özellikle de siyah ve kara kaplı camlı araba konvoyuna,

  • Onlar rahat çıksın diye, hiçbir arabayı çıkartmayan görevlilere,

  • Basit bir soru sorduğumuz polislerin hiçbir şeyden haberi olmamasına,

  • Her büyük organizasyonda ortaya çıkan sayısız fırsatçı insana,

  • Avrupa Kültür Başkenti yalanına,

  • Falana ve filana gıcık oldum, asabi oldum.


Yine de hayatımın” iyi ki”lerinde yer aldı dün akşamki konser.


Nasıl desem, gördüğüme, gittiğime orada olduğuma sevindim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Her şeylerin harikası!! olimpiyat stadı için de “Coldplay’den başkası gelmediği sürece daha da gelmem ” diye günlük bol kepçeden atıp tutma hakkımı tahmin edersiniz ki kullandım.

  • İnsan bir faraway so close söylerdi diye de hafifçe playlistlerine burun kıvırdım.

  • Yaşadığımız çağ ileride ilkokul çocuklarına teknoloji çağı diye anlatılacak hatta o zaman ilkokul bile olmayacak diye düşündüm.

  • Anı olsun diye değil, facebook için fotoğraf çektirmek gibi bir hayat faaliyeti var bunu da bir kez daha anladım.

  • Köfte ekmek yemeye cesaret edemesem de, kokusuna öldüm bittim, yine de gece aç bilaç uyudum.

ps. başlık şarkısının kimden olduğunu söylememe gerek var mı?

ps.2. buyurun bu da son dakika golü, kız bir de Lübnanlı çıktı iyi mi?

4 yorum:

defneyleyasamak dedi ki...

Bak şimdi cenabımdaki 4'lü erkek grubu takdir ettim. Bono kızı sahneye alır almaz beyler bi bakışta lübnanlı bu dediler, hah demiştim, lübnanlı kız müteassısı mübarek diye. Doğru çıktı desene. Valla pes, billa pes!

malumafatrus dedi ki...

nasıl yani ya, inanmıyorum, gerçekten takdire şayan bir tespit. Tabi kızın cool'luğundan, her şeyi gayet normalmiş gibi karşılamasından da işkillenmek lazımdı:)

FKH dedi ki...

ben şu avrupa kültür başkenti yalanı konusunda saha destek veriyim bari..

elin lübnanlısı ile işim olmaz..

joppala dedi ki...

Almanya'da yapılan dostluk koşusuna Türk bir firma sponsor olmuş. Saka'nın koşuyla ilgili haberlerini sayfalarından takip edebilirsiniz. http://www.facebook.com/sakaofficial?ref=ts