27 Eylül 2010 Pazartesi

bitti! denen yerden başlamak"


Belki biliyor belki bilmiyorsunuzdur, Radikal yeni'lenmek adı altında Piyale Madra ile yollarını ayırdı. Ayça Şen de, ne anladım ben bu yenilikten diyerek en güzelinden bir veda çekti Radikal'e. Bu gelişmeler sonrasında da benim çalıp çırpma kaynaklarım birbir tükendi. Bu aralar düzenli kitap da okumadığım için, yazı işi resmen başıma düştü. 

Bu kaynaksızlık hissiyatından mıdır bilinmez, birkaç gündür Ece Temelkuran'ın çok eskilerdeki bir yazısı dolanıyor hafızamın meydanlarına. Eskiden, gazeteyi internetten okumadığım, beğendiğim bir şeyler olunca kesip sakladığım vakitlerde yazılan bu satırlar eminim sayısız adresten sayısız adrese gönderilmiştir ama üzgünüm o listeye bir kişinin daha eklenmesi şart. Çünkü artık insanlık için yeni bir hukuka olan ihtiyacım zirveyi görmüş durumda.

Arşivsel sebeplerden yazının ilk yayınlandığı tarihi henüz bulamadım, bu nedenle linksel bir paylaşımım da yok kusuruma bakmazsınız artık
.....

YENİ İNSANLIK İÇİN YENİ DERSLER- ECE TEMELKURAN

Belki bir gün yeni bir hukuk kurulur. Kurulursa eğer, "kalbî cürümlere" de yer verilmeli mutlaka. Okullarda, Casablanca filminde Bogart’ın neden kadınla gitmediğini öğrenmeli mutlaka çocuklar

Eğer bir gün insanlık yeniden kurulacaksa, yeni bir hukuk inşa edilecek ise eğer, insanlığın yeni mevzuatında "kalbî cürümlere" de yer vermeli mutlaka. Selamı alınmayınca kendini enayi gibi hisseden birinin dava açma hakkı olmalı. Söz verip de gelmeyenler, sevip de en olmayacak anda çekip gidenler, iş yerindeki entrikalar, dostluklarda yenen belirsiz kazıklar; her birinin bir cezası olmalı mutlaka. Ezik hissettiğin anda tazminat hakkın doğmalı ezik hissettirenlere karşı.

Orta öğretim programı

Yeni insanlığın yeni okullarında gençlere rüzgarlı havalarda son kibritle sigara yakma temrinleri yaptırılmalı. Eğer hâlâ kadınlar ve erkekler için ayrı müfredatlar uygulanacaksa, oğlan çocuklarına kadınların kafa karışıklığından, kız çocuklarına da erkeklerin onları nasıl anlamayabileceğinden söz edilmeli. Müzik derslerinde bazı şarkılardan, o şarkıların yarattığı aptal cesaretlerinden korunmayı, o cesaretle edilen yanlış telefonları açmamayı öğretmeli kitaplar. İçince pişman olacağın şeyleri yapmamayı, yapsan da ertesi gün pişman olmamayı uygulamalı derslerde ele almalı öğretmenler. Matematik ve şiir bağlantısını, fizik ve felsefe ilişkisini her şeyden çok açıklamalılar.
Kalbin üniversite düzey

İşten nasıl kırılır onu anlatmalılar üniversitelerde. Öfkelendiğinde boğazında düğüm olan cümle nasıl söylenir, ağlama gelip de böğrüne oturduğunda sesin titremeden nasıl konuşulur, iş yerinde birine aşık olunursa durum çamurlaşmadan nasıl halledilir... Bu gibi işlere de bakmalı yeni üniversiteler.

Master programları olmalı daha karmaşık konular için. "Bir adam en az acıtarak nasıl terk edilir?", "Daha az sevdikçe daha çok seviyormuş gibi yapmamak nasıl becerilir?", "İnsan kendi varoluş enerjisini kaybettiğinde kendi gücüyle buluşmak için ne yapmalıdır?", "Kalbin tamirinde nelerden faydalanılabilir?" gibi başlıkları olmalı akademik tezlerin.
Kişisel gelişim kursları

Kendini geliştirmeye meraklı olanlar, artık dil kurslarına, tenis kurslarına falan değil de başka türlü kurslara gitmeliler. Tartışma grupları kurulmalı, Rita Hayword’ın o filmde "Put the blame on mame" şarkısını söylerken neden aniden striptiz yapmaya başladığını tartışmalı insanlar. Böyle bir ruh halinin Can Yücel’in "Sidikli Kontes" şiiriyle ilgisi olup olmadığını. Marlene Dietrich’in nasıl olup da diğer kadınlardan daha güzel görünebildiğini konuşmalı genç kadınlar; böylece belki güzel kadın olmaktan ziyade "atmosfer mimarı" bir kadın olmanın daha kıymetli olduğunu anlarlar. Humphery Bogart’ın (daha önce de yazmıştım bunu) neden Casablanca’nın son sahnesinde kadınla gitmediğini anlamalı insanlar ve bu kadar klas davranabilecek hale gelebilmek için ne yaralar kazındığını etine. Ya da "Vesikalı Yarim" filminde İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın raflara beraber konserve dizdikleri sahnenin üzerine gidilmeli. Birbirinden çok başka iki insanın birbirlerine beraber konserveler bozuluncaya kadar beraber yaşama sözü vermesinin ne dehşet verici bir cesaret gerektirdiğini iyice anlamalı herkes.

Bugün bir yerde bir çocuk bir ölüm kalım savaşı verir gibi kesirleri ezberlemeye çalışıyor mutlaka. Onun korku dolu yüzünü, o yüzün yıllar sonra başına gelecekleri düşündükçe insanın içinden ağlamak geliyor.

ps. başlık şarkısı Nilüfer- Yolcu Yolunda Gerek



2 yorum:

varol döken dedi ki...

tüm bunlar neden?

ansiklopedisizlikten!

Fery... dedi ki...

liked!!