1 Ağustos 2010 Pazar

"oyuncağıyız artık alışkanlıkların"


Tatil görgüsüzlüğü vol. son;
  • Bodrum demek, Tuğçe Kazaz demek gibi bir şey olmuş sayın okur. Aslında olay tabi Sunset mayoları, ama ben mayolardan ziyade Tuğçe Kazaz'ın saçma sapan pozlarına denk geldim zırt pırt. Hele Marina yolunda bir poz vardı ki, onu çeken fotoğrafçıyı ve kataloğa koyan zat-ı muhteremi de tanımak istedim.
  • Sıcak, tatilde olan olmayan herkesin derdi. Ama itiraf etmek gerekirse, bizim sıcak serzenişlerimiz bazı insanların yanı çok şımarıkça bir tavır gibi geliyor. Güzide memleketimde tüm yollar her yaz yeniden yapıldığı için, bu vakitlerde asfalt sıcağında çalışmaya çalışan herkes için sıcaktan şikayet ederken de, klimadan ötürü dırdır ederken de biraz daha şuurlu olmaya çalışacağım.
  • Sıcakların bir diğer müzdaripleri ise, köpecikler. Benim gördüğüm tüm köpekler 7/24 5 karış uzanıyorlardı ki, İstanbul'da da genelde kedileri bu halde görürüm. Hava sıcak ama suya girip serinlerim diye akıl da yürütemeyen bu yavrucaklar için de tatil boyunca fevkalade üzüldüm. (Tatil boyunca diyince, tatil bitti dert gitti gibi oldu ama demek istediğimi anlamışsınızdır herhalde)
  • Ama asıl üzüntüm dün akşam Bodrum merkezde 5 sokak köpeğinin saldırısına uğrayan küçücük bir köpek vesilesiyle oldu. Sahibinin çaresiz kalışı, köpeklerin bir türlü vazgeçemeyişi falan bütün gece aklımdan çıkmadı. Hiç neden yokken birden köpeğin canına kastetmelerini de köpek dostlarıma hiç yakıştıramadım.
  • Hep üzülmekten gider olduk ama, birde büyük restoranlarda garson çıraklarının ( ki komi de denilebilir kendilerine) tabak veyahut bardak kırması sonucunda yaşadıkları üzüntüyü ve utancı düşünerek üzüldüm. Yani belki onlar artık alışmışlardır ama ben kocaman bir ortamda herkesin kafasının çevrilmesine sebep olacak kadar gürültülü bir sakarlık sonrası ( kırılan tabakla giden özgüven) ne kadar efektif çalışabilirdim bilemiyorum.
  • Yıllardır bahsi geçen Torba kavşağında atılması gereken adımı nihayet atabilen ama bunu da sezona yetiştiremeyen Bodrum Belediyesi'ni de kinayeli tebrik ederken; Gündoğan'da sahildeki tüm şezlongları ücretsiz kullanıma açan Gündoğan Belediyesi'ni ise gerçekten tebrik ederim. Ayrıca sahtekar olmamak adına, o kadar para verip otelde kalıyorum keşke otel dışındakilerden de biraz para alsalar da herkes iskeleyi doldurmasın dediğimi itiraf ederim:)
  • Gündüz güneşlenip, akşamda restoran halini alan mekanların en büyük derdi akşam güneşiyle denize girmek isteyen tatilciler. Yani akşam yemeğine hazırlıkların yetişmesi için otel veya restaurantların zamana ihtiyacı varken tatilcilerin de sakinlikte keyif süreceği bir yarım saatinin olması, orta bir nokta bulunmasını gayet zorlaştırıyor. Ama sonunda o şezlonglar dan ve dan diye toplanınca, kazanan genelde işletmeler oluyor.
  • İstanbul'da boğaz kenarında cami görmeye alışık olsam da Gündoğan'da kumsalın hemen yanında olan camiyi yadırgadığımı itiraf etmeliyim. Yani çıplak kadının abdest bozma ihtimalini düşünürsek cami cemaatinin kendisini cami içine atarken biraz sıkıntı yaşadığını kabul etmek gerekir.
  • Bazı mekanların neden ve niçin tuttuğunu hiç ama hiç anlayamayacağım. Terzi Mustafa ( ki bilmeyenler için kendisi bir balıkçı) da bu klasmana soktuğum yerlerden biri. Bu kadar kalabalık olacak nasıl şahane bir yemek veriyorlar diye denemek istediğimiz, rezervasyonumuzu yaptırdığımız yer, 10 dakika sonrasına bizimle kimse ilgilenmeyince ve her tarafın dolu olmasından ötürü bizimle ilgileneceklerine dair bir umudumuz da kalmayınca bizde sadece hayal kırıklığı uğrattı.
  • Ve burada genelde negatif kısımlarını yazdığım, güzelliğini kelimelere dökemediğim güzide tatilimin görgüsüzlükleri de bu vesileyle sona erdi. Gazetede okuduğuma göre, ülkenin %72'si 1 haftalık bile tatil yapmıyorken, gene olsun gene gidelim hissiyatımı kendime saklıyor, herkeşlere (ş bilerek kullanılmakta) güzel an'lar diliyorum.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Bu tatilde de uyku denilen şeyi tanıyıp, bulamadığımdan kısmetse haftaya Cumartesi uyumak ve uyumak istiyorum.
  • Tatil mekanları boş, sezon geç başladı türünden tüm beyanatların da koca bir yalandan ibaret olduğunu iddia ediyorum.
ps. başlık şarkısı Bozburun- Bülent Ortaçgil

5 yorum:

kusburnu dedi ki...

2 kere 9 günlük tatildense 3 kere 5 günlük tatili yeğlerim. niye yazdıysam bunu da :))

varol döken dedi ki...

plaj denen kavramın sadece 100 yıllık olduğunu biliyor musunuz?

malumafatrus dedi ki...

değerli kusburnu; biri 18 gün, biri 15 gün, totalde aynı olsalar tercih yap anlarım da, neden eksik olanı seçtin 3 ayrı dönem diye?

Varol; peki sen herkesin bir gün toprak olacağını biliyor musun? Hepimiz az biraz plaj olmuyor muyuz sence?

kusburnu dedi ki...

az olsun sık olsun mantalitesindeyim işte. olmayan iznimin hesabını yapıyorum. ezik çalışanım ben.. 8 yıldır çalışıp yılda 14 gün izin hakedenim ben :(

Fery... dedi ki...

5 yıldır çalışıp yılda 14 gün izin hakkı olan bir zavallı da benim ulen aynı şirkette çalışsaydım bu sene 20 olacaktı ühühühühü :( üstüne üstlük bir de cumartesileri de izinden sayan gaddar şirket anlayışına protesto yürüyüşünde bulunmak istiyorum hıh :( ağlayacağım sanırım :((