27 Ağustos 2010 Cuma

"tuzakla dolmuş her yer, yorulmuş tüm bedenler, neden?"


Bir şeyi çok istediğiniz vakit olmuyor, kural bu kadar net aslında. Yine de biz faniler bir şeyleri ısrarla istemeye devam ediyoruz.

Açıkçası, 1 aydır yani tatil dönüşümden beri, bir kez daha denize gideyim, yüzeyim yüzeyim hayali ile yanıp tutuşuyordum. Ve ne yazık ki, bunun için en ideal zaman herkesin de tatile çıkacağı bu hafta sonuydu. Önceden planları yapmış ve bir güzel de heveslenmiştim.

Bu sefer ailece bir tatil olacağı için, ilk rotam Bandırma sonrasında yine ve yeniden Bozcadada olacaktı. Bendeniz, bu sebepten Cuma günü 18.30 seferime ( çünkü geri zekalı IDO, en işlek olacak hafta sonunda son seferi 18.30'a koymuştu) rezervasyon yaptırdım. Daha sonra benim gerizekalılığımdan ötürü rezervasyon iptal oldu. Çünkü bendeniz genelde bilet alıcı tarafta olduğumdan bir rezervasyonun sadece 2 gün geçerli olduğunu idrak edemedim.

18.30'da yer kalmayınca, ideal seferim sabah 7 için bilet aldım ve cepten yediğim bir izin günüm için de yas tuttum. Ardından şans veya şansızlık olarak değerlendireceğimiz bir sebepten 19.30 ek seferi kondu ve ben de güzelim sabah 7.00 seferimi iptal ettim ve 19.30 biletimi aldım.

İş çıkışı, direkt Yenikapı'ya gitmek için eşyalarımı da kendimle sürükledim. Çekeceğim çile olduğundan, sinirimin zıplaması gerektiğinden, birçok şeye isyan etme vaktim geldiğinden, denizotobüsüne de Bostancı yerine Yenikapıdan binmek istedim. Dağ başında çalışsam da 17.00'de işten çıkıp, 19.30'da yenikapıda olacağımı düşünüyordum. Ki bunu böyle yazdığıma göre, başarılı olamadığımı pekala anlamışsınızdır.

Yani bu sefer beni kazıklayan bir taksici, binbir zorlukla yetişilen bir sefer yok. Kaçırılan bir denizotobüsü toplamda 3 saat yolda giden bir ömür, nasıl gider ne yaparım diye düşünülen onlarca dakika ve çaresizlikle dolu bolca kızgınlık var.

Açıkçası İstanbul dışında yaşamak için bir çözüm üretmeyen ama bu şehirde yaşanmaz üstadım diye söylenenlerden değilim. Ama fakat ve lakin, bir şehirden gitmek için bu kadar süründüğüm bir anda ( ki aslında daha sürünme aşamasının sadece ortasındayız, yani umarım öyleyizdir) ne yapıyorum ben ya sorusunu sordum kendime.

Olmuyorsa olmaz inancıma rağmen, eve geri dönemedim. Yani başıma bir şey gelecekse bu 3 günde sanırım ben resmen bunun için kaşındım. Yitik ve bitik halde denizotobüsüne ulaştığımda, IDO'ya yazacağım derin hissiyatlı maili düşünürken, benim gibi sayısız çaresizi görünce sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

Ben IDO'ya böyle yoğun olacak bir hafta sonunda, Cuma trafiğini göz ardı ederek sefer saatlerini koymadığı için isyan ederken, salondakilerin çoğu 20.00 Bursa seferine tam o saatte orada oldukları ve alınmadıkları için isyan ediyordu. Dünyanın !! bir numarası olduğunu eden IDO standartlarından ödün vermemek için, geç kalan yolcuları gemi hareket etmese de, almamıştı içeri. Biletleri iade etmek gibi bir imkan pek tabi ki söz konusu değildi.

Daha da ironik olanı, kaçan Bursa ve Bandırma seferlerinin tek umudu olan Yalova seferi 15 dakika gecikmeli olarak hareket edebiliyordu. Şikayetlerini, emir kulu olanlara anlatmaya çalışanlar, katlanan sinirlerden başka bir şey ne yazık ki elde edemiyordu.

Bendeniz, sanırım şu an aşırı dozda bezginlik ve hayal kırıklığından ötürü hissiyatsızlaşma yolundayım. Bu saatten sonra Yalova'dan Bursa'ya, oradan da Bandırma'ya geçmek gibi ısrarlı hedeflerim var.

Eğer başıma bir şey gelmeden bu tatili kazasız belasız atlatırsam diye de dönüş hedeflerim var. Mesela;

IDO'yu geniş vizyonlarından!!! hizmet kalitesinden ötürü tebrik etmek.

Böyle herkesin şehri terk ettiği zamanlarda bir gün önceden izinle yola çıkma stratejimi hayata sokmak.

Dağ başında çalışma olayını, bir kez daha sorgulamak..

4 yorum:

farawaysoclose dedi ki...

blogun yeni tasarımını yeni gördüm, harika olmuş :)))

malumafatrus dedi ki...

pek çok teşekkür ederim faraway.

ben de nerelerde bu faraway, sesi çıkmıyor uzun zamandır diyordum:)) Bu derecede baskıcı bir blog sahibesi olup çıktım Allahıma bin şükür.

varol döken dedi ki...

yaşam trenini kaçırmaktansa bandırma vapurunu kaçırmayı tercih ederim...
varol bosch (yani bomboş bi adam anlamında)

malumafatrus dedi ki...

peki ben bu aksilikler yüzünden bir gün keçileri kaçırırsam ne olacak sayın boş?