30 Ağustos 2010 Pazartesi

" ah neredeysen orada kal, bunaldım hatta hep orada kal"


malumafatrus, bilmem kaçıncı kez gittiği İstanbul'un sayfiyesi Bozcaada'dan bildiriyor. ( daha doğrusu artık dönüş yolunda arka koltukta yazısını yazıyor)

Maceramızın olaylı başlangıcını bir önceki yazıda yazdım. O yazıyı yazdıktan sonra da planlarımdaki gibi önce Yalova'dan Bursa'ya, daha sonra da Bursa'dan Bandırma'ya otobüsle geçerek (ki ben karayolculuğundan nefret ederim) saat 02.00 sularında Bandırma'da oldum. Benim gitmediğim sürede Bursa- Bandırma yoluna ne yaptıysalar artık, gözümü açıp kapamla Bandırma'ya geldim.
Bandırma bu sefer için sadece bir aktarma yeri olduğundan, 1.5 saat sonra ailecek yola çıktık. Sonrasında da sakin yollardan yavaş yavaş Bozcaada'ya doğru ilerledik.

Uzun zaman sonra ailecek bir yolculuk yapmanın keyifinden de olsa gerek yorgunluk ve asabiyetimi bir yana bırakarak, gecenin (veya sabahın) bir köründe sahibinden.com'daki ev ilanlarına baktık.
Ve yol biterken, "ohh ne güzel erken geldik, inşallah pek sıra da yoktur" diye düşünürken, dağ başını duman almış bir sırayla karşılarak, ayva yemiş kadar olduk. Cuma akşamı 17.00'den beri yollarda olan bendenizin şalterleri de bu vesileyle attı. Sıra beklemekten ziyade o kadar kalabalıkla adada 2 gün geçirmek fikri beni hemen bir B planı yapmaya itti. Ada mahrumiyeti olmayacağından acaba Asos'a mı geçsek dedim, ama otele de kaporamı bir güzel yatırdığımdan, pilavdan dönersem kaşığımın kırılması maliyetli olacağından, arabayı Geyikli'de bırakarak tabanvay şeklinde adaya geçmeye karar verdik.
Nihayetinde de adaya ayak basabildik. Kalabalık her yere yayılacağından, sahilde yer bulabilmek için de dinlenmeden koştura koştura kumsaldaki yerimizi aldık.

O kalabalık ve o saatte daha iyisini bulmak hayal olduğundan da, denizin taşlı kısmına da pek dırdır etmedik.
Feribot sırasından beri sürekli gördüğüm tanıdık simalardan ötürü de, " herkes buradaysa İstanbul kime kaldı acaba?" sorusunu da sormaktan kendimi alıkoyamadım. Kalabalıktı, yorucuydu ve pek tabi ki gürültülüydü ama işte her şeyin sonunda denizde olunca, galiba her şey katlanılabilirdi. Ve Teoman'ın da dediği gibi "aslında yollar yaraları sarmayıp, bazen yaranın kendisi de olabiliyordu".
Böyle bir karamsar başlangıçtan sonra insan her şey aynı gidecek sanıyor ama işte çok şükür hayat bazen de sağ gösterip sol vururken iyi yapıyor.

Ömrümün Bozcaada sayfası da sanırım bu seferle uzun bir süre açılmamak üzere kapanıyor.
(meali , daha da olsa gelmem)


Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Gelen o büyük çoğunluğun %90'ı ilk defa Bozcaada'ya gidiyordur desem yeridir, bu durumda benim bilmem kaçıncı kez gitmemin tek mantıklı sebebi annemle babamın ilk defa adaya gidiyor olmasıydı.
  • Bir akşam yemeğimizde, yanımızaki masada Oray Eğin'in 18 yaşındaki hali ve ailesi oturunca bana epey bir malzeme çıktı. İkinci kadeh rakısını içerken dokunur diye uyaran babasına," baba rakı ile tekila arasındaki alkol farkı nedir, ben tekilayı içiyorum ve hiçbir şey olmuyor" beyanatı ile "ben öyle AKP, CHP falan uğraşamam, sadece Evet- Hayır kararı olacak referandumlarda oy veririm" resti ise geceme renk kattı:) Ne diyebilirim ki, "yaşasın 18 yaş ve yaşasın her şeyi ben bilirimci ergen halleri."
  • Bu tatille şunu anladım ki, turizm sektörünün "ramazan da geldi sezon kısaldı" diye ağlanmasına gerek yok, çünkü ramazan etkisinin, tatilci ruhuna bir etkisi yok.
  • 30 Ağustos ile Ramazan Bayramı arasında sadece bir haftanın olması durumunda tatil yerleri böyle rağbet görüyorsa, bayramda durum ne olur gerçekten öngöremiyorum. (Ama tatil diye referandumda oy kullanmayacak olanlara fena kızarım, bunu belirteyim)
  • Hanefi Avcı'nın kitabı Mayıs ayında çıksaydı, bugün Aşk'ın sahip olduğu en çok okunan şezlong kitabı rekorunu açık ara kıracağını düşünüyorum. Adadaki üniversite gençliğini saymazsak, tüm kitap okuyanların tercihi Haliç'teki Simonlar'dı. Bense üniversiteli olmama rağmen, kitabı okumuyor; annem ve babamın kitabı okuduktan sonra bana özetlemelerini bekliyorum.
ps. başlık şarkısı Zorlama Güzelim, Ferda Anıl Yarkın

1 yorum:

varol döken dedi ki...

varol döken de saroz'dan bildirmek isterdi ama orada olan orada kaldı, pırpır ederken canlandı, ellerim bomboş kaldı...