29 Temmuz 2010 Perşembe

"Serseri bir rüzgar gibi estin sen şimdi uzaklara"


Tatil hadisesi bir haftalık bir padişahlık gibi. Yani bugün ne kadar keyif sürerseniz sürün haftaya mesai başında hiçbir havanızın olmayacağı gerçeği aşikar. Bu sebeple şu an bu satırları şezlongtan yazıyorum ey okur derken, nispet yaptığımı düşünmenizi asla istemem. Keza nispet yaptığım zamanda bunu vurgulamaktan asla çekinmem.

An itibariyle ufacık minicik tatilimin 6. gününde olup bitenler, göze batan, çıban yapan dert olanları sıralamayı şahane kitabım Korma Ben Varım'ı okumaya tercih ediyorum.

Sabit bir insan olarak yeniliklere pek hevesli olmadığımdan bu tatil biraz yeni biraz eski usulü bir rota çizdik kendimize ki, o rotanın ne kadar zor çizildiğini de az çok hatırlarsınız.

Yediğim içtiğim benim olsun, gördüklerimi siz de bilin ona göre hareket edin diye az biraz detaylı yazacağım müsadenizle...

Biz ilk olarak Dalyan'a gittik ki, bendeniz kör cahil bir tatilci olarak azıcık bile araştırma yapmadan fuhrerschein'in vizyon ve misyonuna sığınarak yola çıktığımdan ilk görüşte niye nehir kenarına geldik ki biz şimdi diye bir tereddüte düşmedim değil.

Sabah uçaklarının güzelliği sayesinde, hemen hadiseye balıklama atladık ve Dalyan turundaki yerimizi aldık. Turizm denilen şey bu ülkede gelişseydi, Venedik misali pazarlanacak Dalyan'da önce İztuzu plajı, ardından çamur banyosu ve Köyceğiz gölünü gördük. İztuzu plajı, kerata kaplumbağalar caretta carettaların yumurtladığı upuzun bir plaj. Dalgalı ve hamam gibi suyunun pek serinletici olma etkisi ne yazık ki yok. Çamur banyosu dediğiniz şeyse tamamiyle turist kandırma mekanı. Elbetteki çamurla falan haşır neşir olmadım. Zaten etraf öyle bir kalabalık ki, olmak istesem bile kalabalıkla birleşen sıcaktan cinnet geçirebilirdim.

Otomatik pilota alınmış turumuzun sonlanmasıyla beraber İngilizler için dizayn edilmiş Dalyan'da yemek derdine düştük. Türk milli yemeği !! steak satan restoranların arasında bulabildiğimiz bir esnaf lokantasında yer bulunca, hizmetti falandı filandı demeden karnımızı doyurduk. Bu arada steakçi mekanların dışında hint, çint ve italyan yemekleri yapan mekanların da değerli turistlerimiz için hazır ve nazır olduğunu görerek gurur duyduk.

Cumartesi günü ise şahanesinden bir Göcek turuna çıktık ki, tur 15 kişilik olunca ve bunun çoğu ağırlıklı olarak turist olunca insandan da bezmedik. Akşam ise can simidi esnaf lokantasında da doluluk vesilesiyle yer bulamayınca, otelimizde şaçma bir yemekle (penne adı altındaki düdük makarna) ödüllendirildik.

Ve Dalyan'en güzel kısmı olarak Pazar günü Ley Ley denilen ve merkezin dışında olan bir restaurantta şahane bir kahvaltı ettik. (tatilde bile kahvaltı görevimi boşlamam)

Ardından da tatilimizin Turunç kısmına geçiş yaptık.
Turunç da başka bir İngiliz köyü gibi ama bana ilk bakışta Marmara adasını da hatırlatmadı değil. Biz fotoğrafından afilli duran Otel Mavi Deniz'de kalarak fotoğrafların ne kadar yalancı olabileceğini gördük. Dalyandan sonra yemek derdi çekmemek için tam pansiyona can havliyle sarıldık ama onda da aradığımız mutluluğu bulamadık. Sözde her şey dahil dedik ama başınıza da zebani diktik ki, yedikleriniz boğazınıza dizilsin anlayışına sadece 2 gün dayanıp Bodrum yollarını tuttuk.

Yol demişken Turunç'un en güzel kısmı Marmaris'ten tekne ile ulaşım sağlanabilmesi. Püfür püfür ve binbir keyifle yolculuk yapabiliyorsunuz ki, iğrenç Marmaris'in en güzel yanının Turunç'a dönüşü olduğunu da bilahere belirtmeliyim:) ( hele ki dolunay vakti)


Bu satırları an itibariyle Gündoğan'dan yazıyorum. Dertlerim bitmedi, sadece şekil değiştirdi. Burası bilahere yazı konusu zaten olur. Sadece şunu söyleyeyim, Türkbükü'nde kalmasam da Serdar Ortaç kusuyorum. Hayatımda müzik dinlemenin bu kadar eziyet verdiği bir dönem olmadı ki, bu nedenle Allah happy hours'cuların hepsini nasıl biliyorsa öyle yapsın istiyorum.

Ama nankörlük de yapamam, suya girdiğim vakit her şeyi unutuyorum. Hava tatil başından beri o kadar sıcak ki, güneşlenmek denilen şeye heves edemiyorum bile. Bu yüzden de şezlong altında kitap okumaktan sonra yapılabilecek en güzel şeyi yapıp yazı yazıyorum. Tatildeki efsane anektotlarım içinse bir başka yazıda buluşmayı diliyor, sizlere esenlikler diliyorum muhterem okur...

ps. başlık şarkısı Tarkan ve Kayıp

4 yorum:

Fery... dedi ki...

benim tatilim iş telefonumu kapatmak ve notebook u kapatıp kendisinden uzak durmakla başlamıştı, bir şeyleri eksik yapıyorsun ama neyse :)

varol döken dedi ki...

dalyan dandik... bodrum da dandik... marmaris'i en son güzel hatırlıyorum ama o da dandikos olmuştur kesin... patara zaten ultra dandik... deniz tatili zaten çok saçma bir olay, 1 haftalık dinlenmek kimseye iyi falan gelmez, lütfen birbirimizi kandırmayalım...

o dandik bu dandik sen neyi beğenirsin be adam iç sorularına cevabımızı da verelim, günlük uyuzluk kotamızı doldurmaya başka yerlere gidelim...

kaş seni çok özlüyorum biliyor musun...

malumafatrus dedi ki...

"herkes kendi tercihlerine göre yaşasın hayatını" desem cümlenin satıraltındaki asabiyetimi anlarsınız değil mi?

kusburnu dedi ki...

etiketteki turuça takıldım ben. hehe :))