8 Temmuz 2010 Perşembe

" nasıl da yalnız ve çıplak herkes"


Tatil dönüşündeki yazıyı daha neler yazmalıyım neler diye bitirmiştim. Sanıyordum ki, Salı akşamı oturup kaldığım yerden devam edeceğim. Ne mümkün Salı geçti, Çarşamba geçti benim aklımdakiler de bir güzel uçup gitti. Aklımın kıyısında köşesinde bir kuple bir şey kaldı ki, onunla Bozcaada seansını kapatıp yeni tatil planlarına yelken açmalıyım.
  • Aranızda hamam suyu gibi denize girmeyi tercih edenleriniz var mı bilemiyorum ama ben nispeten serin sularda yüzmeyi tercih ederim. Ama fakat ve lakin serinliğin de bir ayarı olmalı. Serin ile dondurucu arasında hissedilir bir fark var ki, işte Bozcaada'da en çok da bu farkı yaşıyorsunuz.
  • Sahile yolu düşen her insanın içine bir Eda Taşpınar girdiğinden, bilumum vakitlerde güneşin altında kavrulan ve pişen bünye serinlemek için kendini denize atınca da denize girdiğine de, öncesinde güneşlendiğine de bir güzel pişman oluyor. İnsan evladı kendini suya atınca da balık hafızaya büründüğünden bu hissiyatlar bir paradoks halini alıyor. Nihayetinde tatil dediğiniz şey bir ileri bir geriden öteye bir şey olamıyor.
  • Geçen senenin aksine bu sene plajların bir kitabı yok ki, bu benden ziyade Elif Şafakgilcilerin derdidir sanırım. benim sorunum ise kum, güneş yağı ve kitap üçgeninde. Yani ülkenin yarısı sadece tatilde kitap okuduğuna göre, tatil için su geçirmeyen teknoloji harikası kitaplar üretilse de, kumdu, güneş kremiydi, eşyaların arasında zarar gören kitap sayfalarıydı dertleri ortadan kalksa diyorum.
  • Bunca zamandır gidiyorum diye hava atıyorum ama Bozcaada'nın kargalarının epeyce çok olduğunu bu seferde öğrendim. O da bir satıcının " Bozcaadanın kedileri aslında kargalardır" demesiyle vuku buldu ki, karga memleketi Bandırma'da yaşamaktan gelen bir kanıksanmışlığı bu şuursuzluğumun sebebi olabilir diye düşünüyorum.
  • bu seferki ziyaretçi kitlesinde birde şunu farkettim, Bozcaada ziyaretçilerinin arasında kız kıza (genelde de ikişerli) tatile gelen çok kişi var. Ama erkek erkeğe gelen pek birilerini göremedim ki, ben erkek erkeğe tatile gidecek olsam güney sahillerini tercih ederdim herhalde.
  • Normal şartlarda "bu sıcakta mantı yenir mi, ayy bu havada gözleme yenmez" diyen yurdum insanı neden tatil mekanından böyle ağır yiyeceklere meyleder bilemiyorum.
  • Tuzlu su, güneş falan filandan ötürü saçlarım keçeleşmesin diye deniz sonrası saçıma boya kremlerinden çıkan bakım kremlerinden sürdüm bundan da pek bahtiyar oldum ki, keçeleşmiş saçlarla boğuşmak istemeyenlere de aynısını öneririm.
  • Bence sayfiye mekanları için de ayrı güneş gözlüğü üretimi olmalı. Yani sahil aleminde o gözlüklerin çizilmesi de kirlenmesi de daha kolay olduğundan ve moda diye yüzünüzün yarısını kaplayan gözlük modelleri güneşlenmek açısından pek uygun olmadığından, bu konuda da üreticiler elini boş tutmamalı fikriyatımca.
  • Güneşin gözlüğünden başka bir de denizin gözlüğü var ki, alışınca kendisi de kolunuz ve bacağınız oluyor. Ve bu uğurda zaten antikarizmatik olan deniz halinizi daha da komik bir hale getirebiliyorsunuz.
  • sonra işte bütün bunlar bitiyor ve normal hayatınıza geri dönüyorsunuz ki işte o noktada 2 gün önce tatile gittiğinizi anlamanız için fotoğraflara ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Nasıl becerdiğimizi bilmiyorum ama 3 sene de aynı kıyafetlerle gitmişiz Bozcaada'ya ki, 3 döneme ait fotoğrafları aynı zamanda bakmak yaşlılığımıza ayna tutmak için şahane bir fırsat sunuyor bize.
  • Bir erkek eşcinsel değilse, İtalyanlar başta olmak üzere turist değilse, neden slip mayo giyer ki?
  • Leopar'ın her türlüsüne (tokasına bile) hasta!!! olsam da gönlümde yaşlı teyzelerin leopar mayoları her daim farklıdır
  • Yer çekimi ile yaşlandıkça askısız mayo giyen kadınların arasında benim kafama oturmayan bir bağ var ki, onu da ileride kısmetse yaşayarak çözmek için geleceğime not düşüyorum.
ps. başlık şarkısı Alain Delon- Sıla& Ozan Doğulu

3 yorum:

varol döken dedi ki...

yıllarca güneyde boş denize olta sallayan yurdum gençliğine güzel bir yol rehberi olmuş yazın:)

bana bakma, ben deniz tatili sevmem...

Fery... dedi ki...

bir ben gidemedim şu Bozcaada'ya...

malumafatrus dedi ki...

en azından gideceğin vakit, kimden fikir alacağını biliyorsundur artık:))