19 Temmuz 2010 Pazartesi

"En güzel an budur, bugünü dinle...unutma sakın, onu yaşamak zorundasın"


Bir düğün derneğin anatomisi...

Yorgunluğun resmini de cinsini de bugün pekala yapabilirim abidin...Kısa vakitte uzun uzun yollara gidip gelmenin araya bir düğün, bol kalabalık sıkıştırmanın bünyemde yarattığı hasarı hesaplayamadan başka bir yolculuğa çıkacak olmak iyi mi kötü mü henüz karar verebilmiş değilim.

Geçen 2 günü her detayı ile anlatmayı çok isterdim ama şu anlık allak bullak olmuş aklımda ön plana çıkmışlardan bir buket sunabilecek hal ve taakatteyim.

2 günün en etkili sonucu, düğün hadisesinden soğuyabilecek kadar soğumuş olmam oldu.
  • İki insanın başkalarını eğlendirmek için bu kadar perişan olmasını hayatının en mutlu günü diye adletmelerini hiç ama hiç anlayamadım. Bir de araya mesafelere falan girince bu iş zor ve çok zor Yonca. Kusursuz memnuniyet olmayacağına göre, kusursuz bir düğün çabası da olmamalı şu anki hissiyatımca.

  • Biri bana bu yağmurlu günlerde Doğu Karadeniz’e gideceksin, sıcaktan pişeceksin nemden yapış yapış olacaksın deseydi, “daha neler” derdim ama resmen şu 2 günde hava münasebetiyle tükendim ve bittim.

  • Bu sebeple bir balkonda uyumak ve serin Karadeniz sabahına uyanmak 2 günün en güzel anlarından biriydi benim için.

  • Bununla birlikte, azıcık uzakta olsa şahane bir kahvaltıcı keşfettik ki, açık büfe kahvaltıdan kaçan biri olarak Ordu’ya gittiğinizde(malumafatrus anadolu yollarında) Hanzade’de kahvaltı yapmanızı şiddetle öneririm.
  • Karadeniz, benim gördüğüm kadarıyla bildiğiniz kahverengi deniz. Yağmurlar toprakları alıp denizlere attığından deniz hep çamurlu gibi bir kıvamda kendini gösteriyor.
  • Arkadaşlarınızla biraradayken tüm can sıkıntıları eğlenceli hale gelebiliyor. Başka türlü o kuaför maceralarımız daha can sıkıcı bir hal alabilir, uykusuzluk adamı perişan edebilirdi.
  • Kuaför demişken, Ordu’da kuaförcülük hizmetlerinin kadınların tekelinde olduğunu belirtmeliyim. Bunun sebebi Karadenizliler için hep söylenen kadın çalışır erkek yatar sendromu mu onu çözemedim.
  • İstanbul’dan sonra yeni bir şehre gittiğinizde onu kıyaslayacak ölçekte bir yeri kafanızda belirlemeniz şart. Ben misal daha öncesinde Zonguldak Ereğli’yi gördüğümden hep orası ile kıyasladım Ordu’yu.
  • Zaten evimin dışında uyuma kalma takıntım var ki, şehir dışına çıktıkta bu takıntım daha fazla kendini gösteriyor ve İstanbul da evim de yatağım da gözümde tütüyor.
  • 15 kişi düğüne gidince, en çok kurulan cümleler “düğünler çok anlamsız” ve “bir sonraki düğün kimin olur acaba” oluyor.

Bu yazının havayolları macerasından çıkan sonuçlar;
  • Rötar denilen hadise insanı tüm atraksiyonlardan soğutan bir hadise. Ve acayip bir yoğunluğun olduğu hafta sonları rötarsız seyahat eden havayolları, bu devirde bulunmaz hint kumaşı gibi bir şey olsa gerek.

  • Uçak kalmadan 3 saat önce o havalanında olup, uçağa en son girenler olmak sadece bizim grubun başarabileceği bir şeydi ki biz bunu başardık;
  • Ek deniz otobüsü seferi gibi, herkesin kafasına göre yerlere oturması da ancak bir Pegasus seyatinde olurdu ki, bunu da Pegasus başardı.

  • Yerinize oturmasına rağmen biletini kimseyle paylaşmayan yolcuya hiçbir yaptırımı sadece Pegasus uygulayamazdı ki, onu da kendisi başardı.

  • Düğün heyecanı ile eğlence dolu giden bir grubun keyfini ancak çirkef (gurbetçilere olan hissiyatımı ayrı bir yazıda kaleme almalıyım) bir kadın ve kocası kaçırabilirdi ki, onlar da bunu bir sürelik de olsa pekala başardı.

  • Securedrive, gecenin bir köründe havaşla uğraşmayayım, taksiye de tek başıma binmeyim isteyenler için ideal bir ulaşım aracı olabilir. Ya da şöyle söyleyeyim ben denedim oldu.
Tüm bunlardan daha önemli olan, belediye bir aşka daha yasal izin verdi ki, kardeş gibi gördüğümüz birinin sevdiği insanla beraber olması da bu 2 günde yaşanan tüm yorgunlukları unutturacak kadar güzel ve anlamlı bir hadise oluyor.

Ps. Karadeniz turunu Ordu’yla sınırlamayan bazı arkadaşlarımızın gezip gördüklerini anlatmak için bayrağı 1 hafta sonarı için fery’ye devrediyorum.
ps.2. Başlık şarkısı Zamana sıkışmış- Bülent Ortaçgil

4 yorum:

varol döken dedi ki...

söylüyorsunuz söylüyorsunuz ama yine yapıyorsunuz...

ortaçgil de düğün şarkıcısı olsun...

malumafatrus dedi ki...

Aslında bu röportaj için ayrı bir yazı yazmayı düşünüyordum ama belli olmaz, yazıyı yazarsam da bu kısmı teaser'ı olsun.

Ben bu röportajla (http://www.sabah.com.tr/Pazar/2010/07/18/tavlayanlar_oldu_ama_ben_sarkilarimla_kiz_tavlamadim) neden ortaçgil'i sevdiğimi daha çok anladım. Ve bu yüzden de kaçırmamalıyım diye, kendisinin çarşamba konserine gitmeye karar verdim.

Kendisi düğün şarkıcılığı yapacaksa, ben de düğün yapmaya razıyım...

varol döken dedi ki...

bu cevap da bana kapak olsun...

Fery... dedi ki...

Ordu'yu Ereğli ile kıyaslamışsın, bir Ereğlili olarak ve Ereğli'de sizi ağırlayan kişi olarak karşılaştırma sonuçlarını alayım :)

hee bir de üstün avrupa vatandaşı insanın benim dizlerimi titretecek kadar sinirlendiren insan diyemeyeceğim varlığın mevzusunu daha uzun yazmanı beklerdim :)