5 Temmuz 2010 Pazartesi

"aslinda yollar yalanını görmez, yaralari sarmaz hiç bitmez"


malumafatrus dört tarafı sularla çevrili kara parçasıdan bildiriyor;
  • 3 sene üst üste komşu kapısı gibi Bozcadaya gitmiş biri olarak bu seferki miniminnacık tatilimde yaşayıp gördüklerimizi vedat milorvari yazmaya karar verdim sayın okur. Deniz ve kumun çevresinde gerçekleşen ve adı tatil olan hiçbir şey kötü olamayacak olsa da bu sefer fikriyatlarım azıcık negatif. Tabi bu size asla gitmeyin şeklinde bir görüş sunmamdan ziyade, giderken şunlara bunlara dikkat edin babında bir kamuoyu bilgilendirmesi şeklinde olacak.
  • Düzenli okur zaten bilir ama yeni tanıştıklarımız için yemek ve tatil konusunda uyuz bir insan olduğumu vurgulamakta fayda görüyorum. Benim için anı yaşamak, bir sırtçantası ile yollara düşmek, o yöreye özgü tüm tatları denemek falan pek mümkün değil. Hatta ismen terste bir insan olduğum için, İstanbul'dan çıktıkça İstanbul'a özgü şeyleri özlerim.
  • Bu nedenle de önceki seyahatlerden de deneyimli olduğumdan, İstanbul dışına çıkınca nükseden baklava yeme (normalde hiç böyle bir isteğim olmaz) hevesimi daha başlamadan susturdum. Girandola'nın karadutlu dondurması ile de yeni bir aşka yelken açtığımdan oralarda bir de bu amelsizlikle uğraşmayayım diye dondurmamı da yedim ( tostumu yedim bekliyorum gibi oldu bu) ve yollara düştüm. Bakın işte daha sonra neler oldu...
  • Biz otobüsle seyahat ettik ve Kamil Koç'un rahat hattını tercih ettik. Gece yolculuğu olup da güzelce uyuyunca pek sorun olmasa da, Alibeyköy'de beklediğimiz süre, gece yolculuğunda yarım saat verilen mola, Eceabat'ta beklenilen feribot falan derken epeyce boş vaktin yol süresine dahil edildiğini belirtmeliyim. Geyikli'den ilk gemi 9'da iken, 7.30'da Geyikli'ye varmak yerine 8.30'da oraya varacak gibi yola çıkış saatleri ayarlanamaz mı sorusunun cevabını da hala bulabilmiş değilim.
  • Her seferimizde başka bir yerde kalma felsefemizden ötürü bu seferde Sardunya Otel'i tercih ettik. İsmi otel olsa da kendisine pansiyon demek daha doğru olur sanırım. Direkt not vermek gerekirse de 10 üzerinden 6 da diyebilirim herhalde. Bunun sebebi de kaldığımız yerin kötü olması değilde fiyat/performans kriterinde bekleneni karşılayamamasıdır benim nezdimde. Mekanın sahiplerinin her kahvaltıyı ayrı bir ev yapımı ile renklendirmelerini ise hep güzel hatırlıyacağımı belirtmeliyim.
  • Bozcadaya gidenler bilir, adanın en büyük plajı Ayazma'dır. Hatta ada minibüsleri Habele koyu ve Ayazma rotasında sefer düzenler. Denizine zaten laf edemeyeceğim ( aslında edeceğim de bir başka yazıda) Ayazma'nın en büyük derdi kötü işletmeler. Plajı kağıt üzerinde Bozcaadaspor işletiyor ki, yaptıkları dünya eskisi şemsiyeler ve şezlonglar için gün boyu para toplayıp başka da hiçbir halt yapmamak. Yani soyunma kabini diye bulunan yerler zaten leş gibi ve ben en son bıraktığımda 4 adedinden sadece 2'si kullanılabilir haldeydi. (Hafta sonu kalabalığında bu kabinlerin önünde nasıl sıralar oluştuğunu da siz tahmin edin artık.)
  • Sahilin yukarısında yer alan yemek yerlerinin en meşhuru olan Vahit'in yerinde duş alıp, üstünüzü bedava değiştirebilirken, Paşa adlı başka bir mekanda 1 TL'ye bunları yapabiliyorsunuz ama işte sahilden azıcık uzaklaşmanız gerekiyor.
  • Vahit'in Yeri tatilde de yemekhane kültüründen vazgeçmeyenler için ideal bir nokta ve işte tam da bu sebepten en favori yer...Diğer mekanlar da kalite/kalitesizlik noktasında bence kendisini aratmıyor ve hepsi de aynı orta düzey servisi sunuyor...Klasik rant alayışından ötürü de bu mekanlar ve büfelerin geliri azalmasın diye bütün gün sahili arşınlayan mısırcı çocuk su satamıyor. ( bknz. araştırmacı gazetecilik)
  • Deniz mahsulleri sevmesem de, yine araştırmacı gazeteciliğim sonucu Bozcaada'da deniz mahsullerinin ucuz olması beklenirken aksine pahalı olduğunu söyleyebilirim ki, bu da genel kabul görmüş kazıkçı turizm politikamızın bir eseri oluyor kanımca.
  • Zaten bu tatilde yaşadıklarımız yine aynı paradoksta birleştirdi bizi. Yerel halk sezon kısa bu sebeple yatırım yapmıyoruzu mazeret gösteriyor, yerli turist de böyle bir anlayışla ben ancak sana günübirlik gelirim ya da hafta sonu gelirim diyor. Yerli halk da öyle turistten bize hayır yok ki diyip burun kıvırıyor.
Bu noktada da olan bize oluyor ve;
  • Kasaba Aral adlı hem restoran hem de hediyelik eşya satan mekanda istediğimiz roka salatası, artık tükenmeye yüz tutmuş rokaların rendelenmeden, sapları ile beraber bir bütün içinde sunuluşuna tanık olmakla birlikte, sonra cappuchino diye de sulu soğuk nescafe gecemize renk katıyor. Geçen sene olduğu gibi bu senede serviste yetersiz kalmaları da ayrıca bir başarı puanı oluyor( puanı 10 üzerinden 5)
  • Martı Cafe- Restaurant, girişte ısrarla sorduğumuz balık dışında da yemekleriniz var mı sorusuna net bir evet cevabı veriyor. Menüyü bin rica sonunda görünce benim gibi balıksevmezlerin isteyebileceği tek şeyin schitzel gibi durduğundan kendisi seçiliyor ( kötü bir tatilci olduğumu hatırlatmaya gerek görmüyorum) Yanında istenen limonatanın ev yapımı olamayacağı idrak edildiğinden son dakika da iptal ediliyor ve bildiğiniz banvit schnitzel'i masanıza servis ediliyor. Biz böyle mi diye sorunca, ben bir içeriye sorayım cevabı alınıyor ki, sonra da kusura bakmayın gibi bir ön cümle olmaksızın evet öyleymiş deniliyor... Söz konusu paketin market fiyatını hatırlayamasam da, yemeğin menü fiyatının 15 TL olduğunu ve yanındaki kızarmış patateslerin bile soğuk olduğunu da ayrıca belirtmeliyim ( puanı tahmin edersiniz ki 10 üzerinden 2)
  • Martı'da yaşadığımız başka bir hadise ise gece için bana epey bir malzeme veriyor. Corvus şaraplarının sahibi Reşit Soley de arka masamızda yemek yiyor ve benim çok da detayına hakim olamadığım bir sebepten garsona acayip kızıyor. Konu kendi şaraplarıyla ilgili bir noktadan çıkıyor ve Reşit Bey; sizda yer alan tüm şaraplarımı hazırlayın yarım saate onları aldıracağım ve bir daha da benim şaraplarımdan alamayacaksınız diyor...Artık garson ne dediyse, "ben şaraplarımı kı.ı bo.lu iki garsona emanet edemem" cümlesini iki kere tekrarlama gereği duyuyor. Tabi bu arada ne kendisi masadan kalkıp, yok ben burada yemek yemem diyor, ne de işletme sahibi durum nedir diyerek olaya müdahele ediyor.
  • Mekanı ve servisini savunacak bir durumda olmasam da, Reşit Bey'in garsonun ezildiğini gördükçe, kendisinin şaraplarınız gerçekten çok güzel iltifatına; "sen onu alayacak ne yaşta ne de kültürdesin" dedikten sonra bir şeyi ortadan kesmedi diye de "salak" deme hakkını kendinden buluyor. İşte o zaman Pazar günü sebebiyle işçilerine hakaret edemeyen bir patronun hizmet almak yordamıyla günlük ego tatminini sağladığını düşünüyorum.
  • Daha önceki senelerde olmayan ve yeni ortaya çıkan bir başka alışkanlık ise restoranların müşteri çekmek için ortaköy usulü ısrar çalışmaları da bu seferki tatilimizin kötü notları arasında yer alıyor.
  • Bu kadar kötü şeye rağmen, Eski Kahve ve Simyon'da yediğimiz yemeklerden de servisten de memnun kaldığımızı söylemezsem, tatile mi gitti eleştiriye mi diye sormanız hakkınız olur ki; bakmayın bu kadar dırdıra en nihayetinde adı tatil olan hiçbir şeyin kötü olmayacağına canı gönülden inanıyorum.
Ve an itibariyle de dönüş depresyonumla kucaklaşıyorum...

ps. başlık şarkısı ilk defa sahibinin sesinden Teoman'dan dinlediğim Yollar...

ps.2. Bu yazının "Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar" kısmı ayrı bir yazı olacağından bir müsait vakitte bilahere yazılacaktır.

ps.3. yazıyı o kadar ahval ve şeriat içinde yazıyorum ki, tüm devrik cümlelerim ve imla hatalarım için şimdiden özür dilerim.

28 yorum:

Eylül, dedi ki...

o kadar tatile muhtacım ki, butun bu söylediklerinden daha berbat olsa da girilebiliritesi olan bir denize, mümkünse soğuk, cuppadanak atlamak bütün tatil anlayışımı oluşturuyor. Kalbim egede..

varol döken dedi ki...

aslında güzel olan betimlemelerdir sadece...

varol döken dedi ki...

ve her şarkı sahibinde güzeldir...

varol döken dedi ki...

bu balık hadisesini gökçeada'da yaşamıştım ben... ucuz ve bol çeşit bekliyorsun, en azından ege balığı diyorsun, sana istavrit'i istanbul'dan pahalıya satıyorlar... gerçi yıllar önce finike'de abi ne güzel midye şuradaki köprünün altından mı çıkarıyorsunuz dediğimde yok aslanım marmara'dan geliyor bunlar cevabıyla anlamalıydım memleketin tazelik anlayışını...

kusburnu dedi ki...

yaw tatili bari eleştirel gözle bakmadan tamamla, hakkında yazı yazacağın tek şey ne muhteşem olduğu olsun. hem bi insan tatilde neden online olur onu da anlamıyor bu garip.

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
malumafatrus dedi ki...

yorumlarım da tatil sarhoşu oldu sanırım ID ile yazılan yorumlar mailime gelse de yazıda gözükmedi, bu yüzden de ben de böyle bir uygulamaya gittim. Yorum sahiplerinden özür diler, ilaveten fikriyatlarım içinse az sonraaa derim.

malumafatrus dedi ki...

Eylül, valla tatil ihtiyacım gitmeden önce hatrı sayılır bir boyuttaydı ama işte nankör olduğumdan, denize girer girmez bir sürü kusur bulmaya başladım. Bu arada aradığın soğuk su ise, Bozcaada senin için kesinlikle biçilmiş kaftan olur...

Müzik zevki olmayan Varol Döken; Bülent Ortaçgil Teoman'ının Yollar'ını da, Ezginin Günlüğü'nün Teninle Konuşmağını da şahane söylemiştir. Daha bir sürü ortaçgilsiz de kanıtlar sunardım ama inatçı ve ön yargılı olduğundan, ne seviyorsan onu dinle diyerek seni kendi haline bırakıyorum.

Değerli kusburnu; uyuz musun kızım sen? Tatile çıktım diye özümden feragat edemem, twittersa twitter, blogsa blog, eleştiriyse eleştiri...onlar benim için yükümlülük olmadığından tatilde de benimle olmalarına itirazım olmuyor.

Duygularıma tercüman olması içinse ortaçgil'den "beni kategorize etme" adlı isyan yüklü şarkıyı sana ithaf ediliyor...

kusburnu dedi ki...

biz niye adsız olduk, hani sen cvp yazmıştın, bu blogspot kafayı yemiş, hiçbi yorumu göstermiyoo

Adsız dedi ki...

Eylül, valla tatil ihtiyacım gitmeden önce hatrı sayılır bir boyuttaydı ama işte nankör olduğumdan, denize girer girmez bir sürü kusur bulmaya başladım. Bu arada aradığın soğuk su ise, Bozcaada senin için kesinlikle biçilmiş kaftan olur...

Müzik zevki olmayan Varol Döken; Bülent Ortaçgil Teoman'ının Yollar'ını da, Ezginin Günlüğü'nün Teninle Konuşmağını da şahane söylemiştir. Daha bir sürü ortaçgilsiz de kanıtlar sunardım ama inatçı ve ön yargılı olduğundan, ne seviyorsan onu dinle diyerek seni kendi haline bırakıyorum.

Değerli kusburnu; uyuz musun kızım sen? Tatile çıktım diye özümden feragat edemem, twittersa twitter, blogsa blog, eleştiriyse eleştiri...onlar benim için yükümlülük olmadığından tatilde de benimle olmalarına itirazım olmuyor.

Duygularıma tercüman olması içinse ortaçgil'den "beni kategorize etme" adlı isyan yüklü şarkıyı sana ithaf ediliyor...

malumafatrus

Adsız dedi ki...

biz niye adsız olduk, hani sen cvp yazmıştın, bu blogspot kafayı yemiş, hiçbi yorumu göstermiyoo

kusburnu

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

bana bak blog sahibesi tepemizi attırmaaaa.. bırakırım bak yorum yazmayı da okumayı da, asabi misin nesin?
imza adsız necati.

varol döken dedi ki...

bülent ortaçgil kendi şarkılarını bile güzel söylemiyor ki...

(kavgada söylenmeyecek söz ve evet kaşınıyorum!)

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
kusburnu dedi ki...

dün yayınlanmayan tüm yorumlar yayınlanmış, her yorum çifter çifter.. hadin gözümüz aydın necatiler.

Fery... dedi ki...

gel bir gün de caddebostan girandola da dondurma yiyelim :)Sonra da denize paralel yürüyelim..

bir de bence de ortaçgil yazsın başkaları söylesin :)

varol döken dedi ki...

fery be seviyorum seni:)

varol döken dedi ki...

ortaçgil bahçeli bir ev alıp karadut yetiştirsin:)

malumafatrus dedi ki...

artık yorumları onaylı hale getirmeye karar verdim. Ya da kelime doğrulama şeklinde bir müzikal test yapacağım, başka yolu yok...

malumafatrus dedi ki...

artık yorumları onaylı hale getirmeye karar verdim. Ya da kelime doğrulama şeklinde bir müzikal test yapacağım, başka yolu yok...

varol döken dedi ki...

2 kere yazınca zevkli bir adam haline dönüşeceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun!

malumafatrus dedi ki...

bu yazıda bir uğursuzluk olduğundan ya yorumu hiç göstermiyor, ya da ikişerli gösteriyor. Yoksa ben senin zevkinden umudu keseli çok oldu Varol Döken:)

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.