24 Haziran 2010 Perşembe

"sensiz hayat nedir ki, boş bir virane"


Bu yazıyı yıllar yıllar önce, internet hayatımın kıyısında köşesinde bile değilken, tuhaf bir bağlantı vesilesi ile okumuştum. O zaman ben üniversite sınavlarına çalışan bir büyüme heveslisi, Cüneyt Özdemir ise genç bir gazeteciydi.

O zamanlar "vay be" dediğim satırları, Cüneyt Özdemir'in formspring fırtınası ile tekrar aklıma geldi. Üşengeçliğimden kağıdının orjinalini aramak yerine, google'a sordum kendisi de yüzümü kara çıkartmadı çok şükür.

Okuyup da benim gibi unutanların bir kez daha okuyup düşünmesi, okumayanları okuyarak bir sorgulamaya girmesi için de yazıyı çaldım ve çırptım.

Ve kendi cevabımı henüz veremesem de sizin fikriyatınızı sormak istedim; doğru yol nerede peki, uzlaşmakta mı uzlaşmamakta mı?

Kazanmak dediğimiz şey aslında büyük bir kaybediş mi?

gecenin bu vaktine (bir yandan Aşk-ı Memnu izlerken) bu felsefe çok fazla değil mi?


UZLAŞMAK CİNAYETTİR

Ey TÜRK gençliği,

Uzlaşma. Siyahla beyazın arasında kalma. Uçlarda yaşa… Uzlaşmak demek yenilmek demektir. Uzlaşmak demek boyun eğmektir. Siyah ile beyazın arasında kalmak; kendinden vermek , ihanet etmektir…

Oysa kendine ihanet etmemelisin . Haklı olmak kadar haksız olmayı da göze almayı bilmelisin. Başkaları gibi düşünmemek için başkalarının da senin gibi düşünmeyebileceğini kabul edeceksin.

Kabullenmek uzlaşmayı içine almıyor, o yüzden korkma!!. Unutma, demokrasi bir uzlaşma rejimi değildir. Demokrasi derinliklerinde insanları olduğu gibi kabullenmeyi saklar.

Yalanları ile, yanlışları ile , tiksindiğin, nefret ettiğin, söyleyemediğin yönleri ile… Ve tabi tüm güzellikleri ile , taktir ettiğin , sevdiğin yönleri ile… Kendinin de bir insan olduğunu unutma .

Hatalarını kabullen, kendinden korkma, utanma, kaçma… Alıştır kendini bir an önce kendinle başbaşa kalmaya , kendi mücadelen için yaşamaya. Aynalara baktığında bu da kim diye sormamaya..

Kendi içinde attığın her adım içinde yaşadığın toplumda atılan diğer adımlara da eştir. Kendi içinde çıktığın her yolculuk , verdiğin her kavga, aldığın her karar aynı zamanda sana ait değerlerin bir kısmını da feda etmektir.

Gerinde bıraktığın izler, sana aittir. Yaşadıklarının, zaferlerinin ve büyük yenilgilerinin yara izleridir. Sakın “iz” bırakmaktan korkma. Zira Hayat ,koca bir yara demektir. Ve aynı hayat yaşadığın iz’lere eştir.

Kendi hatalarından , sevaplarından fedakarlıkta bulunmak , uzlaşmak kendi karaktersizliğinin olduğu kadar toplumsal bir kişiliksizliğin de ilk belirtisidir.

Ey deli kanı damarlarını zorlayan yaşam kudretini yine aynı damarlarda taşıyan , uzlaş-ma!!!

Sen, Ruh dünyalarının çıkmaz sokaklarında dolaşırken belki karşına çıkacak bir insana kutsal hazinelerini teslim etmeye razı geleceksin.

Şehvet uğruna , huzur uğruna , aşk uğruna bir anlık zevk uğruna kendine dair en büyük gizleri ve en büyük değerleri feda etmeyi göze alacak hatta kendinden vazgeçeceksin.

Seni sen yapan sınırları tarumar edecek, başka benlikler ile bu uğurda birleşeceksin. Dikenli sınır tellerinin üzerine basıp geçerken ruhunun derinliklerindeki depremleri, tarifsiz acıları hissetmeyeceksin.

Aşık olacak, feda edecek , feda edileceksin…Ve bir kez daha kaybedeceksin. Aşk kabullenmektir. Aşk iki kişiliktir. Aşk gerektiğinde tek başına sevebilmeyi başarmak, Aşk tek başına ayakta kalmak demektir.

Uzlaşmak ise iki ruhu tek bir kabın içinde eritmek, erimektir. Ancak her aşk bilinmezliğe de gebedir. Ve geçici hissetme, aldanma körlüğü uzlaşmanın en büyük simgesidir.

Uzlaşacaksın.

…Ve kaybedeceksin. Kendini kaybedeceksin. Seni sen yapan değerleri kaybedeceksin.
Oysa, hattı değil sathı müdafaa etmelisin.

Yenilgilerinden şeref duymalı, her yenilginden sonra kendini biraz daha sevmelisin. Gerekiyorsa kendinden nefret etmeyi de bilmelisin.

İstifa müessesini çalıştırmayı , bırakıp gitme özgürlüğünü , terk etmeyi iç dünyanın duvarlarında “camı kırınız” altyazıları ile sergilemelisin.

Tiksinmeyi, kızmayı , taktir etmeyi, kendi kendinle yaşamayı, sen olarak yaşamayı , ayakta yaşamayı gerekirse bu uğurda ölebilmeyi düşünmelisin.

Uzlaşmamak şimdilik kaybetmek demektir. Uzlaşmamak kaybederken kazanmak demektir.

Ey geleceklerin simgesi, gelmiş geçmiş bütün kuşakların en bilgesi,

İşte bu yüzden,

Annenle, babanla, kardeşinle , sevgilinle uzlaş-ma…

Öğretmenlerinle, patronlarınla , siyasetçilerinle uzlaş-ma.
Kendinle bile uzlaş-ma.

Uzlaşmak cinayettir. “Toplumsal uzlaşı”, “kanlı seri cinayetler” demektir.

Cüneyt Özdemir

ps. Başlık şarkısı Erol Evgin- Deli Divane

1 yorum:

varol döken dedi ki...

uzlaşan kuzulaşır, sürüden ayrılana da kurt tapar...