6 Haziran 2010 Pazar

"hangisi değer bilmem şu telaşlı ruhuma"


  • Bunca yılın hapşırıkçısıyım, insanın hapşırırken gözlerini kapattığını ve açık tuttuğu vakit gözlerinin kör olma riskinin de olduğunu yeni öğrendim. Kimine göre lüzumlu kimine göre lüzumsuz olan bu bilgilerden bir başkası sayesinde de kadınların erkeklere göre iki kat daha fazla göz kırptığını da öğrendim. Bu bilimsel sonuç, erkeklerin" bana baktı hatta göz kırptı" teorilerinin bir kısmının üfürükten teyyare olduğunu da göz önüne sermiştir diye düşünüyorum.
  • Tarih meraklısı bir insan olmadım. Gerçi ingiliz kraliyet ailesi entrikalarının romanlaşmış halini sevsem de, yakın tarih her zaman daha çok ilgimi çekmiştir. Ama tüketici bir okur olduğumdan mütevellit, daha sonra kahramanın adını bile hatırlamadığım şekillerde kitap okuyorum genelde. Bu yüzden de tarih okuduğum kitaplarda ilgi alanıma pek girmez.
  • Ama bazı bazı bir röportaj ve bir haber merak duygumu fazlasıyla ayaklandırıyor. Aslında gerçek neymiş, ne olmuş da bu hale gelmişi görmek, objektif bir şekilde karar vermek istiyorum. Ağırlıklı ortalamada bihaber sayılabileceğim ve vizyonumun Başucumda Müzik'le sınırlı olduğu (durumun vehametini siz düşünün artık) Fatin Rüştü Zorlu'nun hayat hikayesi hakkında bu röportaj sayesinde daha çok şey bilme hissiyatı oluştu bende. Olup bitenleri ilk defa duymasam da bazı şeyler çok sarstı beni, tıpkı ananem de olduğu gibi. Anladım ki bazı gerçeklerin tabu olma sebebi de bu, gerçekle yüzleşme korkusu, acıdan kaçma hali.
  • Kanımca 1 aydır 35 plakalı ve hurda indiriminden gayet güzel indirim alabilecek bir araba duruyor apartmanımızın önünde. İşin komik yanı babam burada olduğu zaman söylemeseydi, araba dikkatimi çekmeyebilirdi. Ama şimdi her gün, acaba bir yere gitmiş midir araba diye dönüyorum eve ve hep aynı manzara ile karşılaşıyorum. Olağan meraklılığımla da arabanın sahibini göreceğim günü bekliyorum.
  • Genelde aynı tarz ve kelimelerle yazdığım için, Selahattin Duman'ın Türk halkı 100 kelime ile derdini anlatır lafı geliyor aklıma ki, o kadar da kitap okuduğumdan nasıl oluyor da halen iki kuplelik kelime arşivi ile derdimi anlatabiliyorum bilmiyorum. Bazı genel doğruları yanlış hale getirecek bir yapım var ki, biz buna halk arasında kısmetiz veya beceriksiz de diyebiliriz sanırım.
  • Ayşe Arman'ın Cumartesi Ertuğrul Özkök, Pazar Tuna Kiremitçi röportajlarından sonra Hürriyet tasarruf politikası gereği kendi PR çalışmalarını gazete bünyesinde yürütmeye başladı diye düşünüyorum. Tuna Kiremitçi'nin "Kelebek'te yazmak sizin için ne ifade ediyor?" sorusuna verdiği "tavan yapacak bir yazma istediği" ile "en korktuğunuz şey" sorusuna verdiği "Seda Sayan ve kitlesi" cevaplarıyla kendi içinde dengeyi bulması daha zaman alacaktır diye de naçizane bir gözlemimi sunmak istiyorum. Tüm art niyetimle de "Şahsen akıllı bir arkadaşımla konuşur gibi yazmayı seviyorum." lafı içinse Ayşe sana söylüyorum, İclal en anla olarak tercüme ediyorum.
  • Demet Akalın'ın ilişkilerinin çatırdama noktası bence sevgililerini veya eşlerini klipte oynattığı vakittir. Eskiden kendisine bu mağdur hallerinden dolayı sempati duyan çoğu kişi, bugün şımarma katsayısının gün geçtikçe artmasından ötürü kendisinin yaşadığı aşk acılarına pek üzülmüyor diye düşünüyorum. Bu yüzden de kendisinin Elif Key'in yazdığı yazıyı çerçeveletip gözünün önünden ayırmaması gerektiğini savunuyorum.
  • Dedikodular adı üzerinde dedikodu değil de gerçek ise, kaliteli DNA sahibi Efe Önbilgin Deniz Akkaya'ya bir restoranda tokat atmış. Deniz Akkaya'nın yaşadıklarını gerçek bir dram olarak görmekle beraber, bir halt olmayacak insanları pohpoh periliği ile adam edeceğine inanan kadınların bu ve benzeri hadiseleri ( bknz. Petek Dinçöz, pufidik terlik) yaşamaya da mahkum olacaklarını düşünüyorum.
  • Bir de yaz geldi diye havalara girdiğimiz haftanın akabinde bize yaşattıkları bu yağmurlu Pazar gününden ötürü ilgillerden ek bir tatil günü daha rica ediyor, hafta içi güneş hafta sonu yağmur vicdansızlığının kalbimde yarattığı yaraları ise kendime saklıyorum.
ps. başlık şarkısı bilsen- birhan tezer

3 yorum:

varol döken dedi ki...

elif key'in yazısı da demet akalın kadar zavallıca... kedinin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bu... siz yazıyorsunuz kadın ünleniyor, ünlendikçe yine yazıyorsunuz bir de üstüne şikayet edip yargılıyorsunuz... demet akalın en azından sadece kendisi oluyor, basın ise binbir türlü şekle geliyor en iyi ben anlatıyorum diye...

çok açık söyleyeyim, kimse de kendini boşa kandırmasın, magazin gazeteciliği başka hiçbir şey beceremeyecek tıynetteki insanların becerebilme ihtimalleri olanların üstüne asalak gibi yapışmasından ibarettir...

malumafatrus dedi ki...

elif key magazinci değil, bana göre yazdığı yazı da salt magazin değil. Kaldı ki tüm magazinciler onun gibi olacaksa benim de itirazım yok.

Kimsenin kimseyi yargılamaya hakkı yoktur ama herkes herkesi yargılar varol döken, senin bu yorumun da pekala bir yargılamadır bana göre....

asabiyetse buyrun size asabiyet...

varol döken dedi ki...

iki aslan çıktı meydane
ikisi de birbirinden merdane
altta kaldım diye yerinme
üste çıktım diye övünme

:) bugün pek asabi değilim, söylediklerimi yutacak değilim ama öyle tanrı kelamı gibi arkasında da duracak değilim...

bana ne diyip geçiyorum...