13 Haziran 2010 Pazar

"farklı olanlar onların derdi"


Sibel Arna işçi sınıfına haddini, 34 metrelik, sekiz kameralı ve 16 kişilik tekneden bildiriyor;

"dadısın sen dadı kal"

Yazının hangi noktasından tutsam elimde kalıyor. Yazının her noktası, acaba ben de böyle miyim, bu hala dönüşebilir miyim paranoyalarını içime salıyor.

Ama farkındayım Sibel Arna ilk değil, sonda olmayacaktır. O ve benzerlerinin de keyiflerini de "insan olanlar" bozmaya devam edecektir.


Ve Hürriyet, bu yazının yayınlandığı gazete olan Hürriyet ayrımcılık mı katiyen yapmayız diyerek, gerektiğinde afilli reklamlar yapmaya devam edecektir.

Fikriyat özgürlüğü denilen şeyin sınırlarını gün gelir hepimiz öğreniriz inşallah...

.....

Biz mi tatile çıkıyoruz dadılar mı?

Tekne tatilinin bana tatil olmamasının bir nedeni de dadımız Hanife Hanım. Tekneye binince, Göcek, Rodos, Simi gezince ona bir şeyler oldu. Resmen aklı uçtu. Yoksa neden Rüzgar'a tarhana çorbası yapalım dediğimde yayla çorbası pişirsin? Bunu yaptığı gün Rüzgar sabah kahvaltıda yumurta yemişti üstelik. E yayla çorbasının içinde de yumurta var. Bir gün içinde iki yumurta veremeyeceğimizi ezbere biliyor.

Yüzme bilmemesine rağmen her gün beş posta denize giremediği için hayıflanmaya başladı. “Sibel Hanım keşke kocamla çocuklarım da burada olsaydı” sayıklamalarının ardı arkası gelmedi. Normal şartlarda Rüzgar'ı mutlu etmek konusunda profesör olan kadın, deniz üstündeyken sınıfta kaldı. Oğlumu alıp, oyuncakları yayıp bir saat kesintisiz vakit geçirmeyi hiç başaramadı. Bunun yerine Rüzgar'ı kucaklayıp, peşimde dolaşmayı tercih etti.

Neden? Nedeni basit. O da insan. Evet denizi görünce giresi geliyor, seni bikinili görünce onun da canı sere serpe uzanmak istiyor. Eminim kamaradaki aynaya her baktığında acaba yüzüm yanmış mı diye kontrol ediyor. Ama tabii ki abartmaması, çalıştığını unutmaması gerek. Hanife Hanım'daki arızaların benzerlerini Kuzey'in dadısında da gözlemledim. Simi'de fotoğraf çekeceğim derken bebek arabasının üstüne kapaklanıyordu mesela.

Bu konuda daha enteresan hikayeleri ise döndüğümde dinledim. Arkadaşım Tülin'in bakıcısının Antalya'daki tatil köyünde bir saat ortadan kaybolmasına, işini gücünü bırakıp gidip göbek dansı kursu almasına kaç puan verirsiniz? Kardeşim dadı mısın, dansöz mü? Bu hareketleri yapabildiğine göre iyi kıvırdığın bir gerçek, niye bir de üstüne kursa yazılıyorsun, anlamadım. Aynı kıvrak insan, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi dalış kursuna da gitmek istemiş. Neymiş su altında nasıl nefes alınıyor çok merak ediyormuş. Büyük konuşmayayım ama ben o kadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömerim!

Sibel Arna- Dokuz Aylık Bebekle Mavi Yolculuk

ps. başlık şarkısı Festus- Mor ve Ötesi

ps.2. Blog resmi Sibel Arna'nın çocuğu değil, görsel aratmanın ayarlarında bir karışıklık olmasın değerli google.

11 yorum:

Aslı dedi ki...

İnsanların konu çocukları olunca dünyayı unuttukları falan söylenir ama dünyayı unutmamış ki tatile dadı ile çıkmış.

Tamam kısıtlı izninde hem çocuğu ile olup hem de onun peşinden koşmak istemiyor bunu anlarım ama okuduklarım sinirlerimi tepeme çıkarttı.
Ben onun kafasını suya gömmek istedim.

Tam işçisin sen işçi kal! durumu. Okumuş yazmış, yazan bilinen insanlar da böyle yazıyorsa daha çook ayrımcılıklar, dışlamalar, her türlü kötü bir şeyler devam eder gider.

farawaysoclose dedi ki...

sırf çocuk doğurdu diye bazı hatunların kendilerini kraliçe zannetmelerine, herkesin de önlerinde eğilmesini beklemelerine gıcık oluyorum! sanki bana doğurdun ?!

neyse, yazının giriş kısmında şöyle bir cümle vardı: "bu kadar ufak bebekle tatile çıkılır mı diye doktoruma sordum, "tabi çıkılır, yeterki annesi babası yanında olsun" dedi..." yazının kalanını okuyucunda ohoooo dedim, sibel bacı boşuna endişelenmiş, zaten kraliçe maiyeti ile tatile çıkıyormuş!

Adsız dedi ki...

Sibel Arna (veya yazısını kontrol etmeyen editörü) kovulana dek Hürriyet gazetesi almayın; Hürriyet'e ilan vermeyin. Ancak tepkinizi verirseniz gazete kendini düzeltme ihtiyacı duyar.

malumafatrus dedi ki...

bence Hürriyet'in tek sorunu Sibel Arna değil, yani bu yüzden de onu kovmak kangren yara için çözüm olmaz. O gazetede faşistliğin kitabını yapan hatırı sayılır bir yazar varken, okunma oranı gayet düşük sibel arna 2-3 gün daha konuşulacak ve unutulacaktır bence.
Asıl merak ettiğim kendisi bir özür yazısı yazsa, bu ne kadar sahici olacaktır.

varol döken dedi ki...

ya bu sibel arna röportaj yapıyordu fena da değildi, çocuk doğurunca yaratıcılığı arttı diye yazar mı yaptılar?

bir de sahiden bu köşeler okunuyor mu artık yahu, ben bile ayşe arman okumayı bıraktım, mis gibi malumafatrus varken:)

varol döken dedi ki...

tabi ben mevzuya geç kaldığımdan önce twitter'dan gördüm tesadüfen, iyi ki orada yokmuşum da dedim çünkü böyle bir topa girmeden edemezdim, girsem yurtsan atakan'ı yerle yeksan etmeden çıkmazdım...

okumanın hiçbir işe yaramadığı açık, insanların insanlara nasıl davranması gerektiğini öğretmiyor sanırım kitaplar... yalnız burada onun da ötesinde başka bir şey var... o da insan kavramı... aşağılamanın kare kökü... çocuğuna olan sevgisi değil de aynaya bakma isteği... galiba burası ağzımı bozmam gereken kısım oluyor ama yapmayacağım...

malumafatrus dedi ki...

Varol; ayşe arman okumuyorsun çünkü beni okuyorsun kısmı iltifat mı? ona göre yazdıklarımı tekrar gözden geçireceğim:))

varol döken dedi ki...

ayşe arman'a ihtiyaç duymuyorum ama seni okumaya duyuyorum... ihtiyaçlar iltifat mı bilmiyorum... yazdıklarını gözden geçirmene gerek yok, geçirenlerin neler yazdığı belli...

malumafatrus dedi ki...

poh poh hevesimden ötürü ihtiyaçları iltifat olarak kabul ettim gitti...

$eekers dedi ki...

Merhabalar!
Kendi yazim icin bir fotograf ararken bu yaziniza denk geldim. Birlikte öyle veya böyle tatile gidip sürekli zaman geciren iki insanin birbirine bu kadar uzak olmasi aci bir durum!
Bu yazinizin linkini kendi blogumda veriyorum...
Saygilar!

malumafatrus dedi ki...

Bu yorum sayesinde, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini bir kez daha anladım. Bu olayın üzerinden de resmen 1.5 sene geçmiş.

Pek tabi o zaman kopartılan yaygaradan eser yok ve Sibel Arna oğlu Rüzgar'ı Hürriyet'in köşelerinde anlatmaya devam ediyor.

Bir de yeni açılan şöyle bir site (http://www.bakicihikayeleri.com/) var ki; zaman geçtikçe buradan da çok iyi konular çıkacağına dair nedense sağlam hislerim var.