20 Haziran 2010 Pazar

"every day i wake up and it's sunday"


  • Hayatımda yapmadığım, "neden, niçin, ama nasıl" sorgulamalarını bu yaşta yapmaya başlamam iyi bir şey mi kötü bir şey mi emin olamıyorum. Bir çok şey için hiç endişelenmediğim kadar endileşeniyor, bir çok şey için kederleniyorum. Olgunlaşmak, şuurlu olmak sürekli bir keder haliyse bilmeni isterim ki zamanı geldiğinde itirazım büyük olur hayat bey...
  • Dipsiz kuyularda merdivensiz kalmış bir bünyenin bedbahtlığına sahibim, bildiğiniz buruğum sayın okur. İstanbul'da şuursuz bir bireyken, anne baba yanında hem şımarık çoçuk olup, hem de hayatın gerçekleri ile yüzleşmeyi nasıl başardığımı bir türlü anlayamıyorum.
  • Fincandan çaydanlıktan bir cin çıksa ve sana istediğin kişinin karizmasını nakledeceğim, tercihin kim olur dese, bir dakika düşünmem Nuray Mert derim. Kızgınken düzgün konuşmayı beceremeyen bünyem için kendisi bir ütopya olduğundan umudumu cinlere bağladım.
  • Alışveriş seven bir erkek arkadaş bence bildiğiniz velinimet. Gerçi burada bahsi geçen alışveriş sevmek, tabak çatal alışverişine gidelim sevgilim diyen değil de, daha çok siz alışveriş yaparken yanınızda dırdır etmeyen, bitse de gitsek hissiyatında olmayan Y kromozonludur.
  • Buna rağmen Mango'nun indirimine sürüklenen bir erkek için gerçekten üzülürüm ben. Hatta Mango'nun erkek kreasyonunu da bu üzüntüden yola çıkarak bir nevi avuntu olarak çıkartığını düşünmekteyim.
  • Bu gurbet el medyasının Tom Cruise ile ne alıp veremediği var bilmiyorum ama ben severim kendisini. Brad Pitt mi Tom Cruise mı sorusuna hem daim Tom Cruise cevabını verdiğimi de gururla beyan ederim. Sonra kızlarını şöyle böyle yetiştiriyor haberlerine de ayrıca asabiyet yaparım. Gözünü açar açmaz hayatımızda görmeyeceğimiz kamerayı karşısında gören bir çocuğun normal yetişmesini beklemenin absürdlüğünü yabancı basına açıklamanın da benim işim olmadığını bildiğimden, kendim çalıp kendim oynarım.
  • Bir o tarafta bir bu tarafta beyanatlar veriyor gibi oldum ama ben kadınların erkek cinsinin duyarsızlıklarına katlanmak ya da onları telafi etmek için dünyaya geldiklerine inanmaya başladım. Onlara göre hep kadınlar hassas, kadınlara göreyse hep erkekler ruhsuz. Her kadın ömrünün bir döneminde kardeşine, babasına veya eşine özel gün hatırlatma danışmanlığı vermiştir ki, bu sebeple nasıl Sibel Arna'yı sadece çocuk sahibi olanlar anlayabilecekse, beni de anne baba doğum gününü hala erkek kardeşine hatırlatan hemcinslerim anlayacaktır.
  • Hayatı paylaşmak iyi hoş güzel ama, sevgililerin eşlerin veyahut gönül dostlarının hayatındaki tüm özel şeyleri paylaşmasına pekala gıcığım. Bilumum şifrelerini paylaşanlara ise acayip uyuz olduğumdan, ileride bu hale gelirsem benim için ayrılık vaktinin geldiğinin hatırlatma görevini blog okurlarına veriyorum.
  • Hülya Avşar'ın da dediği gibi ( gerçi o "bu gece uzun olacak" diyordu ama) yarın upuzun bir gün olacak sayın okur. Depresif olduğumdan rahatlıkla söyleyebilirim yaz için geri sayımın başlamasıdır aslında 21 Haziran. Ona itirazım yok da en uzun günün Pazartesi olması fena bir şey. Oysa bana göre Cuma'ya daha çok yakışırdı en uzun gün olma onuru. Siz her şekilde farkında olun yaşadığınız her dakikanın. Gün gelir o anları hasretle anabilirsiniz çünkü.
  • Daha da iç sıkıcı bir yazı yazamazdım Pazar Pazar. Ama işte malumunuz her güzel şey bitiyor, bu da genel penceren karamsar yanınızla baktığınızda sizi fena sarsıyor.
  • Bu sebeple herkese büyük türk düşünürü Demet Akalın'dan Tatil adlı şarkıyı dinlemerini tavsiye ediyor, burun kıvıranların burnunu kırarım diye de DemetAkalınvari bir gözdağımı vermekten çekinmiyorum.
ps. Başlık şarkısı şahane!! bir bloga da isim vermiş Travis şarkısı- Writing to reach you

2 yorum:

varol döken dedi ki...

every day i wake up and it's monday...

Fery... dedi ki...

en uzun gün olma özelliği en çok cumartesiye yakışır, keşke her gün cumartesi olsa, -se, -sa....