20 Mayıs 2010 Perşembe

"bahtımın kara yazısı hiç haberin var mı?"




Geçen hafta sokak kafelerinin birinde yemek yerken; dilenci bir çocuk geldi masamıza. Çoğumuzun sıklıkla yaşadığı sahnelerden birini yaşadık. Biz yemek yiyorduk, o aç olduğunu söylüyordu ve biz artık belki de derimiz kalınlaştığı ve umursamazlığı pekala öğrendiğimiz için onun aç olduğuna inanmıyor ya da açlığını yok sayıyorduk.

O vakit, kaçan huzurum yüzünden ilk olarak çuvaldızı başkasına batırmayı tercih ettim. o kadar kandırıldık ki artık hiç kimseye inanmamayı seçiyoruz dedim. Sonra kendimi kandırmaktan vazgeçtim ve birileri etrafında aç olduğunu söylerken ona inanmamayı tercih etmek için mazeretlere sığınmamın komik olduğunu söyledim. Utanıyormuş gibi yaptığım, o aç olduğunu söyleyen insanların gözlerine bakamadığım için kendime çok kızdım.

Ama işte sonra yemek bitti, mekan değişti, ben sıkıntılarımı zamana teslim edip yoluma baktım.
Knut Hamsun'un Açlık'ını okumaya başlayana kadar da yolumda gayet şuursuz ve bir o kadar da mutluydum (okumama vesile olan varol utansın:)). Kitabın ilk 30 sayfasını ( topu topu 160 sayfa zaten) okumakta o kadar zorlandığım vakit, yok ben bunu okumayayım, başka bir kitaba geçeyim demeliydim ama işte başladığım kitaba devam etme hırsımdan yolumda inatla yürüdüm. Ve bir dibe vuruşun sonunu merakla beklediğim için başlardakinin aksine büyük bir merakla okudum devamını.

Kitapta anlatılan çaresizliğin nicesini şu anda yaşayan insanların olduğunu düşününce, ilerleyen her sayfada utansam mı üzülsem mi kızsam mı karar veremedim.
Bundan sonra yalan olduğunu düşünsem bile birinin aç olma ihtimalini yok saymamam gerektiğini acı da olsa kavradım. Tüm şikayetlerimden, tüm nankörlüklerimden, tüm şımarıklıklarımdan bir süre için utandım. Bu sürenin çok uzun sürmeyeceğini, her şeyin ama her şeyin unutulduğunu bilsem de şimdilik hala utanıyorum.

Aslında bugün bu ülkede olanlar, kayıp giden hayatlar, söylenenler ve söylenemeyenler için utanmanın bile yetersiz kalacağını düşünüyorum.
Bu yüzden şu an burada sadece laf karmaşası yapıyorum... Ondan öte bu yazılanların hiçbir anlamı ne yazık ki yok.

Keşke olabilse...

ps. başlık şarkısı Kara Kutu- sözler Sezen Aksu

3 yorum:

malumafatrus dedi ki...

bence daha acı olan, kendisinin tüm patavatsızlıklarının sonunda her şekilde kazanan olması. Bir yandaşının da " ya ne diyor bu adam" diyerek, kendisine verdiği destekten ötürü pişmanlık duymaması...

varol döken dedi ki...

açım be abi diyen kimseye arkamı dönüp gitmem... geçende de oldu yine taksim'de, döner ekmek almaya gittim kadına, pehlivan'ın önünde durdu, bundan istiyorum dedi... gösterdiği incik, ben yemeyeli yıl olmuş... bir kahkaha attım, döndüm, arkadaşım gördün mü işte böyle bunlar dedi, ona da güldüm... sonuçta herkes kendi çapında yalan söylemiyor mu? bunu bile bile açım diyen birine inanmamak neyin nesi? her seferinde yeniden, gerekirse milyonlarca kez yanılsan da... karıncanın taşıdığı su ile ateşi söndüremezsin ama en azından tarafını belli edersin...

kitap için hiç pişman değilim bu arada, açlığın başyapıtıdır o, bir gün olur da aç kalırsan aklına gelecek ve sana dayanma gücü verecek olandır... yalnız o sırada ben bandırma'da iskender yiyor olursam hiç yanaşma hayatta acımam:)))

malumafatrus dedi ki...

ya şimdi bu yazıya ilk yorumu yazanın ben olması ve asıl acı olanın cümlesi ile konuya girmem, şizofren herhalde bu kız fikriyatı oluşturmuş olabilir sizde. Ama mazeretim var,şaşkınım ben, feri benden de şaşkın.

O bir aşağıdaki yazıya yorum yazınca ben de kendisine cevabı bu yazıda vermişim ve bütün bu olanları ne yazık ki şimdi idrak edebildiğim için de kendimi tebrik ediyorum. 10 puan 10 puan yüz şaşkın puan.