28 Nisan 2010 Çarşamba

"Bütün dertler beni bekler"




Hediye almak zor bir hadise. Aynı zamanda zevkli de bir hadise. Eğer aldığınız hediyenin karşınızdaki insanı şaşırttığını görüyorsanız mutluluk verici de bir faaliyet hediye alışverişi. Ama bir de baltayı taşa vurduğunuz insanlar vardır ki, onlara ne alırsanız alın kan uyuşmaz. Misal benim ananemi böyle bir insandır. Bu yaşıma kadar kendisinin bir hediye beğendiğini görmedim. Ona o kadar laf ettiğim için de kendisine benzemek yolunda son hız ilerliyorum ve artık kendisine hediye almıyorum.

Uzun süreli ilişkilerde (arkadaşlık, aile, sevgililik ıvır zıvır) hediye heyecanı da gün geliyor tükeniyor. Ben ki, doğum gününde beraber alışverişe çıkıyoruz ben onun beğendiği bir şeyi alıyorum beyanatlarına " ayy nasıl yani" derdim; yavaş yavaş " yine büyük konuştun malumafatruş" kıvamına geliyorum. Ama halen almak için almak kavramına gıcık olduğumdan, böyle "ısmarlama" şeklinde hediye alınmasından ziyade, hediye alınmamasını tercih ediyorum.

Çocukluğumdan - muhtemelen dna'ma kazınmış bir halden ötürü - beri hediyeleri hep zamanından önce alırım. Bugüne kadar da erken aldığım bir hediyeyi gününe kadar saklama başarısı gösteremedim. Bununla da kalmayıp, bana doğum günümde (aynı gün içinde yani) alınan hediyeyi de hediyeden saymam. Benim için hediye demek fikir teatrisi demek olduğundan, son dakika gollerine sempati duymam.

Bu beylik laflarıma karşın, yalan dünyadan mütevellit artık ben de hediye konusunda eski özenime ne acı ki sahip olamıyorum. Hediye alırken "değiştirme kartı var nasıl olsa, isterse değiştirir" diye kendinizi teselli etmek de bu illetin en belirgin özelliği sanırım.

Bir de zevkler renkler ikilemi var ki, beni en çok bu tüketiyor. Şimdi misal A kişisine hediye alacaksınız ve tarzlarınız hiç örtüşmüyor. Daha önceki hediye referanslarınıza dayanarak da sizin beğendiğinizi beğenmeyeceğini biliyorsunuz. Bu hissiyatla düz mantık yaparsanız; ben beğenmiyorsam o sever diye düşünebilirsiniz. Hatta kendi beğendiğiniz her şeye de şüpheyle yaklaşabilirsiniz. Ama onun beğeneceğini düşündüğünüz şey de sizin zevkinize hitap etmediğinden tuhaf bir kararsızlık içinde kalırsınız.

Böyle böyle yıpranır...Birden kendinizi ben parasını vereyim, sen ne istersen al durağında bulursunuz. Bu yüzden hediye almak ciddi emek, sabır gerektirir, bu yüzden hediye almak zordur.

Hiç beğenmediğiniz bir hediyeyi alıp, bir de beğenmiş gibi yapmak ise hepsinden zordur...

Bu yolda el işi göz nuru, orjinal hediyeler yapan insanlara hayranlıklarımı sunar, tam da şu anda anneler gününde annem, ananem, büyük küçük yengemle bir arada olacağımı hatırlamayı da hayatın espri ve ironi yeteneğine bağlarım.

ps. başlık şarkısı Zuhal Olcay- Gecelerim

6 yorum:

kusburnu dedi ki...

en sevdiğim hediye el yapımı hediye. hiç el yapımı hediye almadım sanırım ama birkaç kere yaptım. alan kişi bir başka seviniyor, ne olduğunu iyice bakmadan tahmin edemeyeceği bu hediyeyle. ben de artık zorlamıyorum kendimi, alamıyorsam almıyorum, almış olmak için almak bana da iğreti geliyor. birkaç kere toplu hediye organizasyonlarından dili yanmış biri olarak artık her daim bireysel davranıyor, alabildiğimi alıyor, alamadığıma da kusura bakma diyorum.

varol döken dedi ki...

zamanlaması açısından ilginç olmuş bu post...

not: not düşülmek için yazılmıştır, neden ilginç olduğu daha sonra açıklanacaktır...

malumafatrus dedi ki...

bir boğa borcuna hediye alacağını düşünüyorum düz mantık:)Ya da kendim öyle yaptığım ve hatta bu yazının bir kısmı da o sebepten yazıldığı içinde böyle düşünüyor olabilirim.

varol döken dedi ki...

açıklanmıştır:)

malumafatrus dedi ki...

benim mantığım da adı üstü düzmüş, ben de onu anladım:)

varol döken dedi ki...

düzüstü o, bilgisayar yani... oradan karıştırmışsındır sen:)