29 Mart 2010 Pazartesi

"tutunuyorum uçurum kenarına"


Bu Pazartesi hayatı gayet ciddiye almam vesile olan iki yazıdan birer kuple sunmak istiyorum. İkisi de malumunuz sevdiğim insanlar. İkisinin de hayatı bir anda değişti. Şu an onlar için bir şey yapamasam da İkisinin hayatı da bir şekilde yolunu bulur ve bu yol bu sefer acısız, kedersiz olur diye umut ediyorum.
...
YİĞİT KARAAHMET- GÜZEL BAŞLAYAN BİR GÜNDE, NASIL ÇETECİ OLDUM?


SİZLERLE AYNI SAAT DİLİMİNDE YAŞAMIYORUM
Günüm sabah 08:00'de sayım için uyanarak başlıyor. Sonra da biraz daha uyumaya çalışıyorum. Güzel havalar can sıkıcı oluyor ama avluda volta atıyorum. Bir şeyler okuyorum, inanılmaz sulu gözlü oldum. Loğusa sendromu geçiriyorum galiba. Sürekli birtakım şeylere ağlıyorum. Sonra akşam oluyor ve gün bitiyor. En çok aynı frekansta olduğum birkaç insanla sohbete ihtiyaç duyuyorum.
Arkadaşlarımı özledim. Diğer şeyler pek mühim değil. Halloluyor bir şekilde ama yalnızlık hissi çok zor. Mahkum olmak zor, farklı bir mahkum olmak daha da zor. Adaletsiz olan pek çok durum var. Sadece bu kadarını söyleyeyim...
Buradaki zaman dışarıdakinden farklı geçtiği için sizinkiyle aynı değil. Aynı saat dilimin de yaşamıyoruz. Benimki Metris sisteminde..."
....
Büyük resetlerdeyim sevgili günlük. Sabah kafamda bi sürü şey vardı, bilgisayar karşısına geçene kadar da bi sürü şey oldu ama şu anda ne yapacağımı tamamen unutmuş durumdayım.
Sabahtan doğumgünümdü. Bitişik mi yazılıyor yoksa doğum günü diye mi tercih ederim bilemiyorum. Yolda yürürken normalde bu sabah ne yaparım, pek de bi şey yapmam, hanım portakal suyu sıkar, kahvaltı yaparız diye düşünüyordum. Neyse baktım kimse yok, gittim küfür ede ede (Cepten gereksiz yere para çıkacak ya) Starbaks’tan portakal suyu aldım, dolaba attım, buzlukta biraz bekleyip soğuyunca da kardeşimle birlikte bardaklara paylaştırıp içtik. Güzel bi hediyeydi kendi kendime.



Dün gece de polis çevirdi Beşiktaş Migros’un orada. Taksinin içinde tipimi görünce birden taksiye el kol edip üzerimi komple aradılar. Kimlikten GBT’mi yaptılar, sonra çantamı aramaya başladılar. Çanta leş gibi. E polis de tipten bi kere huylanmış, at hırsızı gibi adamım, aradıkça arıyor. Çantanın içindeki baget kırıntılarını (20 yıldır davul çaldığımdan ve son altı yıldır bagetleri taşımak için temizlemeden aynı çantayı kullandığımdan) açıklamam biraz zaman aldı ama allahtan çantanın içinde kenarları paramparça olmuş bagetlerim de vardı. Sonrasında kulağımı sesten korumak için kullandığım Vasepak balmumuna sardılar. Onu da açıkladım.



Tabii ki sorumlu bir şekilde bir sonraki aşamaya, yani aracın oturduğum yerdeki döşemesinin ve koltuğunun kalkmasına geldi olay. Polisler tatmin olmamıştı, döşemeyi çıkardılar, fenerle döşemenin içine girdiler ve tahmin edin ne oldu? Polisin teki döşemenin altında bi şeyler buldu. İçgüdü bu demek olmalıydı. Polisin yanına gidip “Ya onlar ne?” dedim. Cevap “Tohum.” “Ne tohumu?” “Maruyana bitkisi”...



Gece yarısını geçip de doğum günüme girdiğim o dakikalarda polisin beni taşıyan taksinin içinde böylesine şaibeli bir madde bulması tabii ki harika oldu. Kafamı çevirip taksici beye (Kendisine bey diyorum ama ne konuşması ne de hali bey ya da insana yakındı, hatta iletişim kurarken insanlık tarihindeki eksik halkalar gibi bir dil kullanıyordu) “Ulan abi, gece gece yaktın beni!” diye isyan ettim. Polisler beni biraz daha tuttular, nereden gelip nereye gittiğimi filan sordular, sonra da “Buyrun, siz gidebilirsiniz” diyerek bıraktılar. Ben giderken arkamdan taksici “Abi ücreti vermedin” gibi bi şey dedi... Ben de gayriihtiyari taksiciye biraz para verip Fulya Opet’in önüne kadar yürüdüm.


Gece gece yeni yaş için iyi bir başlangıç oldu. Bu sene iyi gidiyoruz. O yüzden binerken taksinizi iyi seçin, çevirme mevirme olur, sizden bi şey olmasa bile bindiğiniz araba, iş dışında sakatlar holdinge çalışıyor olabilir. Aman dikkat.


ps. başlık şarkısı Bu Yağmurlar- Emre Aydın



3 yorum:

varol döken dedi ki...

sezyum'u gördüm geçen, telaşlı telaşlı yürüyordu... abi selam diyesim geldi bak biz burdayız diyesim geldi sonra biraz gereksiz biraz da müdahale edici geldi...

iyidir sezyum, yeniden portakallar açar...

Fery... dedi ki...

Yiğit Karaahmet'in inkar etmeyen, farkında halini tebrik ettiğimi söylesem duyar mı kendisi?

malumafatrus dedi ki...

Cuma günü mahkemesi varmış umutları boşa çıkmaz da hapisten çıkarsa belki duyar:)