14 Mart 2010 Pazar

"senin derdin üzerimden prim olmuş, reklam olmuş"



İlk okul zamanını hatırlamıyorum ama orta okuldan beri geceleri müzik eşliğinde uyuyorum. Birkaç yıldır ise, müzik yerine tv sesi ile kendimi oyalıyorum. Sessizlikle huzur bulacak bir bünyeye sahip değilim. Aksine sesin olduğu yerde içim de rahatlar.

Tv bağımlılığımın sebebi de bu mu emin değilim. Tüm öğrenim hayatım tv karşısında geçti. Ödevlerimi de tv karşısında yaptım, sınavlara da bu şekilde çalıştım. Yatılı okul döneminde aramıza haliyle kara kedi girse de, üniversitede açığı nispeten kapattık. An itibariyle de orta düzeyde bir ilişki sergiliyoruz kendisi ile.

Mevcut dikkat dağınıklığımdan ötürü hiçbir zaman sadece tv karşısında bir program izleyerek zaman geçirmedim. Bağımlılığım tv'den ziyade sese olsa da tv açılmayan bir evin insanlarını pek anlayamam tahmin edersiniz ki (kahvaltı etmeyen insanları da anlayamadığım gibi) Ama bu anlamama hali bende bir asabiyet yaratmaz, tercihtir der, geçer giderim.

Ama/fakat ve lakin; Tv ile az çok meşguliyeti olan ve bu meşguliyetinin tamamını sadece yabancı diziler ile dolduran insanları anlayamam. Ve bu insanların büyük bir oranını oluşturduğunu düşündüğüm " bir statü sembolü olarak türk dizisi izlemeyenlere "de alenen gıcık olurum.



Kimse benim gibi olmak zorunda değil. Kimse de başkaları gibi olmak zorunda değil. Bu noktada netim. Türk tv sektörünün halinin çok iyi olmadığında da netim. Ama sırf birilerinden duyduğu için, sırf herkes onu izliyor diye bilumum dizileri izleyen insanların olduğu bir ülkede sırf Amerikalılar yaptı diye her şeyi beğenirken, sırf Türkler yaptı diye de her şeye burun kıvırmasına, iyiye gitme yolundaki çabalarını takdir etmemesine karşıyım.

Daha öncede birkaç kez beyan etmişimdir; ben bir oturuşta 4-5 bölüm dizi izleme yanlısı bir insan değilim. Çok seyahat eden, ruhsuz otel odalarında zaman geçiren insanların toplu dizi izlemesini anlarım ama tv'de yayınlanan ve bir sonraki hafta ne olacak acaba heyecanı ile anlamlanan dizi izleme halinin büyüsünün diziye film muamelesi yaparak yok edilmesini manalı bulmam. Daha doğrusu tercih etmem.

Yabancı dizi kültürüm, ağırlıklı olarak cnbc-e kaynaklı. Ama cnbc-e'yi The Street, Chicago Hope, Boomtown, Milenium zamanlarından bildiğim içinde hem kanalın hem de dizilerin geçirdiği evrime gayet iyi bir tanık olduğumu düşünürüm.Cnbc-e'nin artan popüleritesi ile yayınlanan kült dizilerin sayısındaki ters orantıyı da pekala formülüze edebilirim.

Hiçbir zaman bir Türk dizisinin ortalama bir Amerikan yapımından daha başarılı olduğunu düşünmedim. Ama amaç zaman geçirmekse ( ben hiçbir diziden hayatın anlamını öğrenmedim, bir diziden derin sonuçlar da çıkartamadım) bunun illa yabancı dizi aracılığı ile yapılmasını ve iki bölüm zaman ayırıp bir diziyi izlemeden " ayy ben türk dizilerine katlanamıyorum" denmesini anlayamıyorum. Arka sokaklar, Unutulmaz, Aşk-ı Memnu gibi dizilere tahammül etmek evet çok kolay değil, ama bu ülkede bir elin parmağını geçmese de seyredilesi diziler ( Yeditepe İstanbul nedense şu an ilk aklıma gelen oldu) yapıldı, ve yapılmakta...Bu konuda da ısrarcıyım.

Söz konusu ülke, dizi oyuncularının bile "kendi dizimden başka dizi izlemiyorum" dediği bir yer olunca aslında bu tepkiler olağan karşılanmalı. Ama sırf birileri övdü diye yabancı dizileri bir hevesle izleyen insanların, herkesin izlediği türk diziler karşısında "ben bir dakikasını bile izleyemem" ön yargısını çok abartı bulmaktayım.

Yani herkes istediğini izlemekte özgür ama "ayy ben türk dizisine tahammül edemiyorum" "ayy siz de mi izliyorsunuz o diziyi" şeklindeki tepkileri konusunda pek özgürlük yanlısı olamam. Yok ama ben fikriyatımı illa paylaşacağım diyorsanız, o zaman bende fazlasıyla özgür olurum.

Ve siz isterseniz bunu bir uyarı olarak alın:)

ps. Söz konusu dizilere burun kıvırma cumhuriyetinde; işin içine kıyısından köşesinden (senaristi, ışıkçısı, figüranı falanı filanı) bulaşanlar özgür olabilir diyerek olası tepkileri de şimdiden bertaraf edeyim:)

ps.2. Başlık şarkısı Umut Kaya- Bana Kelime Yapma

7 yorum:

kusburnu dedi ki...

bence bu konuya fazla taktın sen kafayı. isteyen istediğini izler, istediği beyanatta bulunur. ben de yazını okuyunca kendimi sınıflandırma mecburiyetinde hissettim ne hikmetse. bir türlü sınıflandıramıyorum da. evet cnbc-e izliyorum sadece, onu da genelde sporda altyazılı olduğu için izliyorum, orda da bir iki dizi izleyebiliyorum. türk dizileri de annemlerde veya ananemlerde izliyorum, evet nefret ederek izliyorum, evet kadınların o ağlayışları, çığlıkları falan çok uyuzuma gidiyor, sinirime dokunuyor, evet imkan olsa kanal değiştircem, hayır değiştiremiyorum, evet babaannem tutuyor kumandayı. türk dizileri kötüdür demem. bizimkileri, süper babayı düşünürüm. severek izlediğim diziler de oldu elbet.
falan filan işte.

varol döken dedi ki...

işin içine girmiş hatta şu an burun kıvırdığımdan bin kat kötüsünü yazmış biri olarak konu dışına atılmamı kınıyorum...

bir statü olarak türk dizisi izlemiyor değilim bir insan olarak türk dizisi izleyemiyorum...

türk dizisinin karşılığı artık 1001 gece, yaprak dökümü, aşkı memnu olduğu için de çok açık söyleyeyim bunları izleyen insanları anlayamadığım gibi anlaşmamın da imkansız olduğunu biliyorum...

varol döken dedi ki...

bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük tv rezaletlerinden birine imza atıp (1001 gece canlı bölümü) sonra bunu tv'de ballandıra ballandıra anlatan insanların da izleyen insanlardan hiçbir farkı olmadığını düşünüyorum...

ya geniş ailenin karşısına cümbür cemaat aile diye çıkan yapımlardan söz ediyoruz ya neyin statüsü neyin yabancı hayranlığı...

varol döken dedi ki...

en iyi dediğimiz türk dizileri bile ne yazık ki bir yere kadar... ki bunların arasında bence türk dizilerinin zirve noktası süper baba da var... son sezonunda bayağı kötüye gidiyordu ki allahtan o zamanlar insanlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu hala ayırt edebiliyordu, bitirdiler...

bu arada sene 2010 ama türk televizyon dünyası hala ışık ve makyajdan bihaber bu da ayrı bir iç bilgi olsun...

ayheyt dedi ki...

liseden mezun olduğumdan beri televizyon izlemiyorum, eksikliğini de hissetmedim şimdiye kadar. bence yazıda yapılan genelleme biraz katı olmuş, türk dizisi izlememeyi statü göstergesi olarak görmüyorum olay tamamen yapımın ve sunumunun kalitesi ile alakalı, öncelikle her hafta aynı gün tv başında belirli saatler arasında bulunma zorunluluğu çok can sıkıcı, bunun yanında izlediğiniz 40 dakikalık dizinin 25 dakika reklam alması zaten izlediğiniz şeyle ilgili tüm algıyı, konsantrasyonu alıp götürmekte, bir de haftada 60 küsur dizinin tamamen rating ölçümleriyle döndüğü bir piyasada kaliteli yapım bulmaktan bahsediyorsak zaten bu mümkün değil. biz ne yapıyoruz bunun yerine, istediğimiz saatte tv karşısına geçip indirdiğimiz diziyi izleyip, reklamdı, altan geçen son dakika haberiydi, hiç bir şeyden etkilenmeden sadece izlediğimiz şeye odaklanarak mutlu mesut bir 40 dakika geçiyoruz, zaten daha fazlası için zamanımız yok, ayrıca anlı şanlı! türk televizyonlarımız maalesef hala her türlü saçmalık ve buram buram kalitesizlik kokan programlarla yayın hayatlarını sürdürüyorlarsa bizden kimse dizi izlemeyi hatta tv izlememizi beklememeli.

malumafatrus dedi ki...

Derdimi çok net ifade edemediğimden bir örnek üzerinden gideceğim.

Şimdi İclal Aydın bilindiği üzere, ıvır zıvır bir çok şey. Gazetede yazıyor, kitapta yazıyor, dizi de çekiyor falan filan. Kendisinin şu an için benim bildiğim tek işi gazetedeki köşesi. Bundan önceki en son dizisi İki Aile ( orta sınıf aile dizisi). Bu durumda tv camiasına yakın bir insan. Hatta son dedikodulara göre Şafak Sezer insanı ile Yerli Malı'nda ilk o düşünülmüş.

Böyle bir insanın; medyada olan bitenden haberi olması tercihten ziyade gerekliliği olan birinin bu kadar konuşulan ezel dizisi için bu cümleyi kurması bana antipatik geliyor. ( "Ezel’i bir kez olsun izlemedim. Hangi kanala geçtiği de hiç umurumda değil ve bu yüzden benim için pek haber değeri yok." )

Çünkü ben burada diziye burun kıvırma seziyorum. Siz gereksiz paranoya gösteriyorsun diyebilirsiniz, hatta haklı da olabilirsiniz ama benim hissiyatım bu, bu yazıyı da yazma sebebim bu.

bu arada değerli ayheyt; nickin i hate'i andırması bilinçli bir tercih mi?

Fery... dedi ki...

kendine ait olanı öteleme eğiliminde olan herkese benim de bakış açım blog sahibi ile eştir... Zira bir benzer konu da popüler müzikle alakalıdır... Her sene Çeşme Bodrum gezip de Serdar Ortaç çaldığında kim bu diyen türk insanına da en içten dileklerimle yuh derim ben kimse de engelleyemez sana kimse al dinle demiyor birçoğumuz da dinlemiyoruz ama Serdar Ortaç'a bu ülkede dinlemesen bile maruz kalıyorsun nasıl kim bu ya? Beni türk dizilerini türk filmlerini türk bilmemnesini ne olursa olsun öteleyen her şey irite ediyor... Bunun da milliyetçilikle uzaktan yakından alakası yok eğer böyle bir fikir oluştuysa birilerinde oluşmasın :))