23 Mart 2010 Salı

"geri dönmek inan işten değil"


Binbir işle uğraştığım vakitler genel özürümden de dolayı mailleri ilk okuduğumda yanlış veya fevkalade alakasız bir şekilde anladığım çok zaman oluyor. O an cevap yazsam, karşı tarafa rezil olabilir veya komik bir duruma düşebilirim ki, çok şükür genelde o an hiç cevap yazmıyorum. Buna kendini bilmek de diyebilirsiniz, şansta diyebilirsiniz, ama her seferinde iyi ki hemen cevap yazmamışım diye halime şükrederim.

İş dışı mailleşmelerinde ise süreç biraz daha farklı ilerliyor. Eskiden çat diye cevap yazacağım maillerin hiçbirini göndermiyorum, sonra yazdıklarımı siliyorum, başka cümleler kuruyor ve aslında demek istediğimi demekten de vazgeçip, delete tuşu ile o mailin sahibine duyduğum hissiyatları da törpülüyorum.

Olgunlaşmak dedikleri de sanırım böyle bir şey olabilir sayın okur. Otomatik olarak sizi patavatsızlığınızdan ayırıyor. Hissiyatlarınızı geçirdiğiniz süzgecin delikleri gün geçtikçe küçülüyor. Ya da siz artık fikriyatlarınızı alen beyan paylaşacaklarınızı derin bir süzgeçte bırakıyorsunuz.

Aslında bunun benzerini işte uygulayan epeyce kişi vardır. Bir mailin cevabını uzun uzun yazıp, mail bitince dur bir sakince okuyim diyerek yazdıklarının hepsinden vazgeçip, "boşver ya" hissiyatı ile beklemeyi tercih ederler. iş hayatı ıvır zıvır hayatı ne yazık ki böyle yamulmaları da olağan hale getiriyor. Ve siz bir yerden sonra ince ince ama kibarlıktan da ödün vermeden lafınızı gediğine koymayı öğreniyorsunuz.

her zaman olduğu gibi bu hallerin hem iyi hem de kötü yanını gözümün önüne getiriyorum.

Bazen içinizdeki saman alevi söner ve siz bir anlık sinirle içinizi dökmediğiniz için "keşke şöyle demeseydim, bunu da yazmasaydım" pişmanlıkları ile uğraşmazsınız.

Ama bazen de o saman alevi kağıda dökülmediği için, içimizde bir yangın alıp başını gider.

Bu yazıya bir ana fikir eklemek gerekirse; yazışma dilinin de gizli bir trafik ışık mekanizması olduğudur. Ve eğer siz içinizdeki ışığın renkleri iyi ayırt edebilirseniz, "püfff keşke öyle demeseydim de uzamasaydı bu konu"hissiyatlarından epey uzakta kalabilirsiniz.

Yok ben istediğim gibi konuşacağım, karışmasın kimseler diyorsanız, karışmam, meşguliyetimi kendimle sınırlandırırım.

ps. başlık şarkısı Bile Bile- Aşkın Nur Yengi

7 yorum:

Aslı dedi ki...

Bende durum tam tersi. Özel hayatımda patır patır yazarken, işte daha sakinleşmeyi bekliyorum. Keşkelerim yok ama yazdıysam doğrudur :)

varol döken dedi ki...

insan en çok kendine inanıyor bir yerden sonra... mesela ben çok inandım hiç pişman olmadığıma ama bir yerden sonra kendinden o kadar sıkılıyorsun ki kendine karşı kibarlığı bir yana bırakıyorsun...

varol döken dedi ki...

başkasının cevabını bekleyene kadar ilk soruyu kendime soruyorum ben... bazen de kendime kıyamıyorum başkasını harcıyorum... ama genelde kendi akli bütçemden yiyorum...

sonra ne oluyor, deliriyor insan...

delirtmeyin adamı!

varol döken dedi ki...

bak yine kendi kendimle cebelleştim, kendime küfrettim sakinleştim:)

işyerinde delirdiğimde de böyle yapıyorum işte ben ya da tavana bakıyorum birisi bana bir şey söylerken...

ne varsa yükseklerde var...

malumafatrus dedi ki...

"mesela ben çok inandım hiç pişman olmadığıma ama bir yerden sonra kendinden o kadar sıkılıyorsun ki kendine karşı kibarlığı bir yana bırakıyorsun..."


kısmını anlayamadım desem, yorumları hızlı okuduğum vakitte anlamadığım ortaya çıkar mı?

varol döken dedi ki...

kendimi hiçbir şeyden pişman olmadığıma çok inandırdım ama bir yerden sonra bu yalanımdan çok sıkıldım ve kendime karşı nazik davranmayı bırakarak bir sürü eksikliğim yüzünden pişman olduğum her şeyi kabul edip kendimle barıştım... sonra kendimle olan barışımdan da sıkılıp yine kendimle savaştım...

şimdi daha net anlaşılmış mıdır sıkıcı kısırdöngüm?

malumafatrus dedi ki...

Aslı, peki yazmadıklarından hiç keşkeler kalmıyor mu eline?

Varol; aslan burcundan itiraflar köşemiz sayesinde bu sefer anladım galiba:)