28 Mart 2010 Pazar

"başka sularda yüzüp durmuşuz başka kıyılara vurmuşuz"


-Konunun girişinin girişi-

çok uzun süre sakızla can yoldaşı oldum. Bugün antipati duyduğum çoğu insandan daha beter sakız çiğnediğim vakitlerim oldu. sonra bir zaman geldi, kendiliğinden ayrıldı yollarımız. Ve ben sakız çiğneyenlerden nefret ettikçe, zamanında bende mi böyle kötüydüm herhalde diye hayıflanıp durdum.

....

-Konunun girişi-

Birçoğunuzun bildiği, çoğunuzun da yazılardan anlayacağı üzere meraklı bir kimliğim var. Sürekli evde otursam, mahallenin meraklı komşusu bile olabilirim bir noktadan sonra. Olayı süslü püslü ifade etmek gerekirse, etrafımda olup bitenle ilgiliyim, oturduğum bir mekanda yanımda konuşulan her şeye de bu yüzden hakimim ( sabah yan masamızda oturan dana bacon ve bira ile kahvaltı eden adanalı kuyumcuya da bu sebeple derin!!! duygular besleyebiliyorum). Duymadığım sadece gözlemlediğim zamanlarda ise şizofrenimi ortaya çıkartır yine kendime de bir hikaye bulurum.

-Giriş gelişme arası-

Meraklı olmakla birlikte, bugüne kadar bilgiye gitmek için kendimi fazla yormadığımı düşünüyorum. sadece bilgiyi bana getirecek doğru insanlarla doğru zamanlarda konuşmak gibi bir strateji ilerlemişimdir. Kimsenin ağzını aramam ki pek beceremem de bunu. En sevdiğim dedikodu arkadaşım da bu anlamda google olabilir muhtemelen. Kıssadan hisse; "ayy ne olmuş, ne olmuşcu" bir model olmamaya çalıştım meraklılık kariyerimde. (Olduysam pek fena tabi)

-Sona doğru-

Ardından böyle olmanın çok antipatik olacağını yakın bir örnek üzerinde anladım. Hele ki iş alanında merak kavramın gayet de gizlenebilir olması gerektiğini bir kez daha gördüm. Brezilya dizisi gibi bir iş ortamında, gizli kapılar ardında olanları öğrenmenin de pek fayda getirmeyeceğini, her şeyi bilme isteğinin de insanı yoracağını idrak ettim.

-Bildiğin sonuç-

Bu yüzden de ne boyutta olursa olsun, meraklılık kariyerimden emekliliğimi istedim. Magazin kısmı hemen olmaz muhtemelen. Ama en azından iş hayatımda, kulaklığımı takınca gerçekten dünyadan soyutlanmayı öğrenmem lazım. Bünyemin hikayeler uyduran kısmının da düğmesi kapanabilirse, olur bu iş.

Sonrasında da ıvır zıvır her şey hakkında nutuk çekmeyi bırakırsam, kendi kendime gıcık olmama vesile olan listeden birkaç madde silebilirim sanırım.

Ama o arada listeme yenilerini edinmekten kendimi nasıl alıkoyacağımın bir cevabı yok. Kaldı ki şu an için dört dörtlük olmaya da hazır bir ruhum yok, bu sebeple ben ve ufak tefek kusurlarım bir süre daha beraber takılacağız.

Çevreye vereceğimiz rahatsızlıktan ötürü de bir gün toptan özür dileyeceğiz.

ps. başlık şarkısı eflatun- şarap

1 yorum:

varol döken dedi ki...

bu aralar herkes değişiyor:)