10 Mart 2010 Çarşamba

"alıştım sahibinden az kullanılmış kelimelerle eskitmeye"


Kar amacı gütmemesi sebebiyle sivil toplum örgütlerinde kişisel rekabetin özel sektöre göre daha az olmasını beklenir. Ama içinde insan olan hadisede çiğ süt faktörü de devreye girdiğinden beklenen gerçekleşmez. Olsa güzel olurdu ama olmaz. Ben bunu daha iyi yapardım sanki mantığıyla, hep bir ana yol sebebiyle ara yola sapılır. Olsaydı güzide yurdumda her aklına esen bir vakıf, dernek kurmazdı.

Elitleşme insanın kendinden başkalarını düşünmeye başlaması gibi bir beyanatı olmuştu Okan Bayülgen'in, belki tam elitleşme kelimesini kullanmamış olabilir ama o manaya gelen bir şeyler söylediğine eminim. Anlayacağınız kendi ile mücadelesinde epeyce yol alanlar veya kendi yolları çok önceden çizilenler, artık başkalarını düşünmeye başlayabiliyorlar.

Buraya kadar hiçbir itirazım yok. Benim itirazım ihtiyacı olana yardım etmek amacıyla birbirinin kopyası olan sadece ufak bir farkla ben başka işler yapıyorum imajı veren bu kadar derneğin, kuruluşun olması.

Şimdi size gayet yüklü bir para versem ve bunu istediğiniz sivil toplum örgütüne bağışlayın desem hangisini seçersiniz mesela? Veya sosyal sorumluluk bilincinizi arttırmak için bir dernekte çalışmanız gerekse, hangisinde çalışmak istersiniz?

Belki ben uzak olduğum için böyle düşünüyorum ama söz konusu sivil toplum örgütleri amip gibi çoğaldıkça amaçtan hayli uzaklaşıyorlar.

Ana çıkış noktası iyi niyet olsa da insani hırslarla amaçtan saptıklarını düşünüyorum.

Bu durumda servetimi bağışlayacak bir vakıf, dernek hali hazırda mevcut olmadığından da servet sahibi olmama yolundaki kariyerimde son hız ilerliyorum.

ps. başlık şarkısı sal sensizliğini üstüme

7 yorum:

kusburnu dedi ki...

ben amargi'ye bağışlarım, bir de bizim gruba. enstitü kurulsun da kendi mekanımız olsun, atölyeler yapalım falan diye. sen de zengin olursan beni bul, ben o günkü şartlara göre sana uygun bir STK bulurum.

varol döken dedi ki...

biz zamanında kendi vakfımızı kurmuştuk... bir gün birinin ihtiyacı olur diye lisede günde 1 kola eksik alıp parayı ortada topluyorduk... bugünlerde kafamda böyle bir oluşum var, en azından birbirini tanıyan insanlar arasında bir nevi işsizlik sigortası gibi... servetini oraya beklerim:)

varol döken dedi ki...

derler ki kapitalizm, ayakta kalabilmek için kendi düşmanını kendi üretir... sistemin geri beslemesi böyle bir şey olsa gerek... sivil toplum örgütü ne demek daha tam anlamıyla bilmiyorum bile o yüzden benim bütün param selpakçılara...

varol döken dedi ki...

ayrıca deprem vergisi diye kesilip fona aktarılan paraların olduğu bu ülkede devletin halletmesi gereken birçok çözümü insanların halletmeye uğraşması da başka bir ironi, ülkede her şeyin olduğu gibi sivil toplum örgütlerinin hali de içler acısıdır...

malumafatrus dedi ki...

devlet taksicilerin ve polislerin çaresine baksın, diğer işlerini ben onun yerine yapabilirim. Mesela IMF ile masaya oturur, çok da iyi pazarlık yaparım.

Ya sanırım ben yetimhanelerdeki çocuklara yardım edebilecek bir yer arıyorum. Ama hiç böyle bir vakıf/dernek görmediğimden, en iyisi kendim yeni bir tane kurayım:)

Fery... dedi ki...

Eğitim şart... Yardımı bu yönde olan sivil toplum kuruluşları hak eder bence senin servetini :))

varol döken dedi ki...

dolunay diye bir türk dizisi vardı hatırlayan var mı?

statümden vazgeçtiğim az sayıda diziden biriydi...

yeşim büber ve tan sağtürk oynuyordu... hadi hatırlasın biri...