1 Şubat 2010 Pazartesi

"yarım kalmış aşkların gözyaşıyım"


"Kimsin sen?"
"Kim olayım isterdin?"
"Mor kaküllü şehzade! Bir masal kişisi. Hayal..."
"Hayallerini mi kaybettin? Neden gerçek olmayayım?"
"Hayaller daha dayanıklı, daha uzun sürüyor..."
...
diyor İnci Aral Sadakat'te.

Farawaysoclose ise soruyor;

eğer aşk için başımızı eğeceksek, sadakat sözü verebilir miyiz gerçekten? başka bir aşkın bizi gelip bulmayacağı ne malum.. başımızı eğip, kuyruğumuzu kıstırıp, başka bedenlerde yeni hikayeler aramanın heyecanına dalarsak nolcak?

ben de diyorum ki;

Sadakat bir karardır ve aşık olan insan karar alacak durumda da değildir. Yani bana göre aşkın fırsat maliyeti olmaz.

Peki size göre nasıl bir şeydir bu sadakat sayın okur?

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Değerli İnci Aral; Ferda diye erkek ismini bir karaktere vermek nedir yahu? Kitabın başında Azra'nın bahsettiği sevgilisini cidden kadın sandım. İnci Aral kitaplarından da aşina olduğum için normaldir diye de devam ettim bir güzel.
ps. Başlık şarkısı sabaha çok var- Murat Yılmazyıldırım

ps.2. Resmimiz ise bu sefer bilinçli olarak kapı komşusundan.

2 yorum:

varol döken dedi ki...

ben bunun tanımını daha önce yapmıştım sanırım burda ama elim aşınmaz bir daha yazayım...

sadakat, kendisine bağlanma cesareti olmayanın başkasına bağlanma korkaklığıdır...

böyle yazarken afili duruyor ama yapılan her tanım gibi bu tanım da yapıldığı andan itibaren aşınmaya başlar...

tıpkı aşk gibi... o yüzden senin aşk konusundaki tanımına katılsam ve bayılsam da her şey gibi onun da yıpranacağını biliyorum...

hiçbir hayat ve aşk biterken sonunda son yazmıyor çünkü, bazen bitip bitmediğini bile bilemeden kaybediyoruz...

malumafatrus dedi ki...

Tam da dediğin gibi bir aşkın bitip bitmediği anlaşılmıyor bazen ve genelde bir aşk iki taraf için aynı zamanlarda zamanlarda son bulamıyor. Zaten aşk acısı da o zaman kaymasının arabeskleşmiş hali oluyor.