2 Şubat 2010 Salı

"sonu gelmez sorumluluklar hep savunmalar, hep savunmalar"

Bendeniz çok yazma hallerine lise çağımda girdim. Biz ergenlik depresyonu yerine yatılı okul depresyonu yaşadığımızdan hissiyat yumağı haline gelmiş küçük civcivlerdik. ( okula ilk geldiğimiz hafta böyle demişti okul müdürü, yaş bildiğin 15). İnsa o okulun dört duvarı arasında yaşanılanlar ne kadar renkli ve çeşitli olabilir ki diye düşünüyor şimdi, ama o vakit yazdılarımızdan sağlam bir Boleyn serisi çıkardı ( kalınlık bakımından, entirika da rakip olmazdık sanırım) itiraf edeyim.

Liseden sonra gerçek depresyonu üniversitede bulduğum için yazmalara da devam ettim. Uzun uzun mektuplarla beraber bol bol kartlar yazdım. ( o zamanlar yoktu ki bir blogum) Hatta o zamanda bir süre mektuplarımı önce karalama defterime yazıp, temize çektim. (Ve hayır aşk mektubu falan da yazmıyordum. Muhtemelen feriden görmüşümdür bu taktiği, yoksa benim gibi yazdığını ikinci kez okumaya dayanamayan birine göre değil o tavırlar)

Doğumgünü kartları aramak, seçmek, onları bir özenle yazmak falan ciddi bir hobiydi benim için. Öyle bir doğumgününe de bir kartla yetinmezdim asla. Bazı markaların serilerini tüketince, yeni yeni arayışlara girerdim.

Sonra ya ben büyüdüm, ya içime teknoloji kaçtı, ya uzağımdakiler yakın oldu, ya yakınımdakiler uzaklaştı bilemiyorum ama ben kartlara eski ilgi ve alakayı vermez oldum. Hayır yine kart seçmek büyük bir heves benim için. Ama o kartların içine yazdıklarım aslında yazamadıklarım. Olmuyor yani emanet duruyor, eskisi gibi o özeni gösteremiyorum ben o kartlara.

Yağmur hallerinden olsa gerek hissiyatlı halim nüksettiğinden ötürü üzülüyorum da bu değişime.

Çok blog yazısı yazmanın aşınma payı mıdır, özensizleşmek midir onu da anlayamıyor ama resim ararken sayısız güzel kartı gördüğümden; bu değişime de bir dur demek istiyorum.

ps. Başlık şarkısı Sana Geldim- B. Ortaçgil

ps.2. Kartımızın adresi de burası.

7 yorum:

şahin dedi ki...

aslında, bugünlerde daha zor bulunduğundan dolayı, kazandibi olarak mı algılanır ya da antika mı denir artık bilemem, ama böyle kaleme kağıda meyilli kişilerin gözündeki değerinin daha bi artmış olması gerekti diye düşündüm şimdi..

varol döken dedi ki...

10.000 sayfaya yakın mail sahibi biri olarak klavyeyi hep kendime daha yakın bulduğumu söylemeliyim...

insanın elini acıtıyor kalemler...

varol döken dedi ki...

kartları sevmedim ben hiç... gerçeğini de, internet üzerinden olanını da... bana hep kaçış gibi gelmiştir, karşısındaki insana söyleyecek 3. bir kelimesi daha olmayanın yazarak kaçması... ya da ben kısa yazmayı beceremediğimdendir belki de...

bilgisayar gelince yazma katsayım arttı... iyidir klavyeler... iyidir bu tıkırtılar...

belki de kartlaştım ben iyice:)

malumafatrus dedi ki...

şahin; işin kötüsü etrafımdaki kağıda kaleme en meyilli kişi bendim, ben de pes edince hükmen mağlup oldu kağıt kalem:)

Varol; Mail de mesajda tutmaktan nefret ederim, ki yazdım ben bu konuda da bir şeyler(http://malumafatrus.blogspot.com/2009/11/ilahi-bir-asktr-bu-sakayla-karsmasn.html) Ve taşınırken, eşyaların yerini değiştirirken eski kartları mektupları okuyup bulmanın etkisinin, mail listesinde en eski mailler kısmına gidip bakıldığında okunan bir mailden daha etkili olduğunu düşünen bir gelenekselciyim. Bu durumda kartlıksa senden daha kart oluyorum:)

varol döken dedi ki...

buraya asla sığmayacak, mail geliyor:)

( f ) ( k ) ( h ) dedi ki...

büyük harfle yazmak sanırım bir şeyleri daha farklı, daha baskın söylemek için kullanılır..

hımm korkuyorum!

malumafatrus dedi ki...

ne yazık ki yazıyı akşam kendi bilgisayarımda yazıp, daha sonra iş bilgisayarımda yayınladığım için format genelde sapıtıyor. Ve göz dağı vermek gibi olmasın ama asabiyetle yazdığım vakit inan bana büyük harfe hiç gerek de olmaz:)