19 Şubat 2010 Cuma

"i wouldn’t even try but i think you could save my life"


"....Anlattırır. Demeyeceğin ne varsa dedirtir sana. Ağzından karnın dökülür, karnının dibinde ne tuttuysan. Bu yüzden yenilirsin her seferinde zaten. O hikayeler anlatır ama sana hep kendini anlattırır. Onda laf bitmez ama sen bitersin. Dibini gördün mü anla ki artık sen onunla birliktesin. Git, başkalarına git dene. Yok, olmaz. Döner, gelirsin. Dibini gördün ya, kendisinin esiri olursun. O yine sana anlatsın istersin, kendi dibini unutmak için artık, dinlersin.
....
Çok yani der. Yerli yersiz. Neden dersen anlaşılamayacağını sanır, ondan. Yani'leri kendi cümlesini kazıp söylediklerinin içinden tamı tamına meselenin kalbini çıkarmak içindir. Hikayesi çok karışık olduğu için ve sen bütün bunlar olurken orada olmadığın için hep anlamadığını düşünür. Dene anlatmayı yeniden o hikayeleri, simleri dökülür, beceremezsin.

Bir de durmadan, "Unuttum" der, "bilmiyorum". Her şeyi hatırlar aslında alçak! Unuttuğu tek bir şey yok. Sadece kimsenin o kadar zamanı yok, bunu biliyor. Bu yüzden demez diyeceğiniz. Her şeyi hatırlıyor da, niye anlatsın? Neye yarayacak? "Hem hikaye bitmedi ki!" Böyle der.
....
Baksan bir şeye benzemezsin. Ta ki sana bakacak. Gözünün içine. Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi. Hep seni beklemiş gibi, her şeyi anlatacakmış gibi, her şeyini verecekmiş gibi, sonrası yokmuş gibi, umurunda değilmiş gibi, dertli dertli bakacak sana..." İçimde böyle bir yer mi varmış?" dersin, oralarına kadar değer. Çözülmeni bekler...

Bırakma kendini. O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü. Kendi bir daha isteyene kadar. O da sadece yeniden soyunurken görmek için seni, o kadar. o zamana kadar senin işin, toplamak kendini. Böyle işte. Çözül ve sar kendini, yeniden çözül ve yeniden sar sonra. İnsanı öyle fena yapasar. Hiç bitmesin istersin.

Niye? Çünkü insanda öyle bir yer var. İnsan kaybolmak ister çünkü. Bakma sen söylediklerine, insan kendini feda etmek ister. Bir acıda, bir sevinçte, bir kavgada, bir hikayede erimek ister. Başka türlü katlanamaz aslında kendine. O yeri, bir tek o biliyor, o alçak ömür hırsızı!

Aslında paramparça. Cam kırığı dolu için. Bazen kaleydeskop gibi görünmesi ondan. Bak bak, doyama. Ama o renkli resimleri yaratan, birbirine çarpa çarpa, canları yana yana bölünen cam kırıkları. Her kırılmada o da kanar. Kanayan bir kaleydeskop aslına bakarsan. Çünkü ne zaman cam parçaları çarpsa birbirine, canı sıyrılır onun da.

Fakat niye bilinmez, her seferinde sanki hiçbir şey olmamış gibi camdan dünyalar kurar kendine. sanki hiç kırılmayacak gibi yeniden. Başka türlü unutamıyor herhalde. Ve unutmak zorunda hatırlayabilmek için kendinin ne olduğunu. Sorularınla yoruma onu, aklında tuttuklarını unutmaya çalışıyor.
...
Çok tanıyanı var, ama kimsesi yok, bakma. Fena halde öksüz o. Belki çok iyi biri olabilirdi başka bir yerde olsaydı, başka bir zamanda. Öyle bir hayali vardı sanki herkesin. Ama böyle oldu. anki herkes biraz o ihtimali seviyor. Bir gün durulacağı ihtimalini, bunun onu öldüreceğini bile bile...Herkes onda kendi yaşadığını seviyor. Sor, herkes söyleyecektir. Hayatlarının en önemli dönemecini onunla aldıklarını anlatırlar. Çünkü herkesten ve her şeyden koparır seni. Kendinle bırakır. Ne istediğini bir tek o zaman bilirsin, sana kendini itiraf ettirir."

ECE TEMELKURAN- MUZ SESLERİ

ps. başlık şarkısı Adam Lambert- Whataya want from me
ps.2. Güzel kızlara göz atmak için.

2 yorum:

Fery... dedi ki...

okumadım kitabı masamda durduğundan, sonra okuyacağım...

malumafatrus dedi ki...

aslına kitaba ilişkin bir kopya vermiyor satırlar, gözün çarptıysa gönül rahatlığı ile okuyabilirsin yani:))