7 Şubat 2010 Pazar

"birazcık heves, biraz cesaret"


Perihan Mağden'i sevip sevmediğime karar verecek kadar ruhsal bir doymuşluk seviyesine henüz eremedim. Yani bu yazıyı bir "PerihanMağdensever" olarak değil de bir "PerihanMağdenokur" olarak yazıyorum.

Kendimden çıkarak tümevarıyor ve Perihan Mağden gibi bir kadının her yazdığına hak verme ihtimalinin kimse için mümkün olmadığını düşünüyorum.

Aynı zamanda kendisinin medya dediğimiz camiada hiçbir zaman geri planda kalmaması gerektiğini de şiddetle savunuyorum. (haftada 3'ten fazla yazmasın ama) Hele ki herkesin kıyısından köşesinden bir yalakalık, bir olmamışlık sergilediği günümüz medyasında, bu tüm Tanrı'ları yıkacak kadının değerinin daha iyi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bugün okuduğum iki röportajının da bu haftaki gündemimizde yer edeceğini düşünüyorum. Mesela Ayşe Arman'ın kendisine cevap vermek için en fazla Çarşamba'ya kadar bekleyeceğini, Oray Eğin ise Perihan Mağden'in cevap vereceği bir köşesi olmadığı için kendisi hakkında güzel atıp tutar diye de düşünüyorum. Ertuğrul Özkök içinse eleştirilmek yaşamakla eş değer olduğu için, Perihan Mağden'in derin hissiyatlarını karşılıksız bırakabilir diye varsayıyorum. Röportajlarda hak verdiğim, yok ya saçmalıyor dediğim kısımlar bol. Ama benim asıl anlamadığım, kitabı çıktığı için röportaj verince o eleştirdiklerinden ne farkı kaldığı...

Perihan Mağden bir gün başka bir gözle Perihan Mağden'i değerlendirse, ancak o zaman kendisini, o da belki anlarım diye umut ediyorum. O zamana kadar Perihan Mağden'i bazen kızarak, bazen takdir ederek okumaya devam edeceğim.

Ve evet tahmin edileceği üzere kendisinin iyi bir roman yazarı olduğunu düşünmesem de şu an son kitabını okuyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar; O dünyayı karşısına alan kadına o ses tonu hiç olmuyor, bunu da yine tüm yüzeyselliğim ile belirtmek isterim.

ps. Başlık şarkısı Emanet- Yonca Lodi


4 yorum:

Aslı dedi ki...

o ses tonu konusuna değinmen çok yerinde olmuş gerçekten de.

kusburnu dedi ki...

bence o ses tonu dünyayı karşısına alıp gıcık etmesine ekstra katkı sağlıyor. fikirlerini seven biri bile sesine gıcık olduğu için ondan vazgeçebiliyor..

malumafatrus dedi ki...

Bence ne olursa olsun kelimelerin gücü bu. Kimin yazdığının bir önemi yok, o an o kelimeler konuşuyor bizimle. Biz de bu kelimelerin sahibi şöyle olmalı böyle olmalı diye tasavvur ediyoruz.

Peki yani, ses konusunda bir tedavi yöntemi yok mudur? Bence vardır ama P. Mağden bunu ironik bulduğundan ya da narsist olduğundan muhtemelen hiç araştırmamış da olabilir. ( evet bunun da adı ön yargı)

Adsız dedi ki...

Ne güzel gazeteydi Radikal.. "PerihanMağdensöver" yapmıştı beni..

chn